Balkanlar’ ın En Kili tli Kapısı ndan İçeri –12

agim recebi <[email protected]>
Newsgroups gmane.politics.region.albania.shqiperia
Message-ID <[email protected]>

						
				Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri –12			http://www.muslumanarnavutluk.net/index.php?option=com_content&view=article&id=2708:balkanlarn-en-kilitli-kapsndan-ceri-12&catid=74:brahim-sediyani 



				 	

				
			
				
														
				
					
										
						İbrahim Sediyani tarafından yazıldı.					
					
										
						Perşembe, 10 Mart 2011 01:02					
									
			
		
		
		
		
		Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0


ZayıfEn iyi 
		
		
		Ujë fle, hasmi s’fle.
(Su uyur, düşman uyumaz.)
Arnavut atasözü
 
Bu haftaki sohbetimizi normal ses tonuyla değil, “çığlık atarak” yapacağız.
Tadı 
 “bal” ama kaderi “kan” olan “Bal-kan” coğrafyasındaki, özellikle  
Arnavutluk topraklarındaki Müslümanlar’ın feryâdını, işitilmeyen  
çığlığını dile getirmeye çalışacağız.
Yazının
  altında 11 tane fotoğraf görüyorsunuz... Arnavutluk’un başkenti  
Tiran’dan “Makedonya’nın nazar boncuğu” Ohri Gölü kıyısında bulunan ve  
göle adını veren, “Balkanlar’ın incisi” Ohri (Ohrid) şehrine doğru  
seyahat ederken, M. Ö. 146 tarihinde Romalılar tarafından inşâ edilen ve
  Roma İmparatorluğu’nun o zamanki Makedonya Valisi Gnaeus Egnatius’un  
ismi verilen tarihî Via Egnatia yolu üzerinde çektik bu fotoğrafları.
Bu fotoğrafların beşi Elbasan şehrinde, diğer altısı ise Elbasan ile Makedonya yolu üzerindeki köylerde çekildi.
Elbasan
  şehrinde çektiğimiz fotoğraflarda, şehri çevreleyen dağın tepesine  
kocaman bir Haç dikilmiş olduğunu görüyorsunuz. Nüfûsunun tamamına  
yakını Müslüman olan bir şehrin tepesine kocaman bir HAÇ!...
Elbasan’da
  nüfûsun % 90’ı Müslümanlar’dan, % 10’u ise Ortodoks Ulahlar’dan  
oluşuyor. Buna rağmen, şehre hâkim tepelerden birinde birkaç metre  
yüksekliğinde bir haçın dikili olduğunu görüyoruz. 
Bu
  haç, şehrin Hristiyan olduğu izlenimini vermek için Ortodoks kilisesi 
 tarafından Patrik Yanullatos’un emri ile dikilmiş bu tepeye. Şehir 
halkı  ve yönetimi buna karşı çıkmışlar ve kiliseden bu haçın niçin  
dikildiğini açıklamasını istemişler. Kilise kısaca “Biz Ortodoks’uz,  
bunun için” diye cevap vermiş. Elbasan müftüsünün ve şehir yönetiminin  
gayretlerine rağmen Ortodokslar yasadışı olarak diktikleri bu haçı  
indirmeye yanaşmadıkları ve onu korumak için direneceklerini  
söyledikleri için bu aşamada Müslümanlar haçı kendileri indirmeyi tercih
  etmiyorlar. Zira tüm Arnavutluk’ta olduğu gibi burada da 
Müslümanlar’ın  politik gücü ve temsil düzeyi çok zayıf. Müslümanlar’ın 
haklarını  korumak için yaptıkları hemen herşey bir anda linç 
kampanyasına  çevrilebiliyor. (1)
 “Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri”
 adıyla kaleme aldığımız ve sizlere yalnızca Arnavutluk ve Makedonya  
gezi izlenimlerimizi aktarmayı değil, Balkanlar’ın bu iki güzel ama  
boynubükük Müslüman ülkesini “hemen hemen tüm yönleriyle” tanıtmayı da  
amaçladığımız dizi yazımızın daha önceki bölümlerinde sizlere Komünizm  
Dönemi’de Arnavutluk coğrafyasında ateist devlet tarafından uygulanan  
dîn düşmanlığını ve “Lufta Kundër Zakoneve Prapanike” (Çağdışı Uygulamalara Karşı Savaş) adı altında İslam’a ve İslamî değerlere karşı yürütülen savaşı, hem yazılı kaynaklar ışığında, (2) hem de o karanlık dönemi bizzat yaşamış olan canlı şâhîdlerin ağzından aktarmıştık. (3)
Tüm
  dünyada olduğu gibi, Balkanlar ve Arnavutluk’ta da, vahşî ve ilkel bir
  rejim olan Komünizm, tarihin çöplüğüne atıldı; hakkettiği yere. 
Ancak Komünizm’in yıkılışından sonra, bu coğrafyadaki Müslüman toplulukların başına musallat olan başka bir musibet var şimdi: Misyonerlik...
...
  Ve emin olun, bu seferki tehlike, Komünizm tehlikesinden çok daha 
büyük  ve üstelik, uluslararası boyutları ve limitsiz dış destekleri de 
olan  çok daha kapsamlı bir tehlike.
 “Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri”
 adlı gezi dizimizin bu bölümünde, sizlere işte bu tehlikenin  
boyutlarını anlatacak, Balkan harici coğrafyalardaki Müslümanlar’ın  
fazla bilgi sahibi olmadıkları, bilenlerin de duyarsız veya tepkisiz  
kaldıkları bu içler acısı durumun vehametini ortaya koymaya çalışacağız.
 
Komünizm’in
  yıkılışından sonra, Batılı Hristiyan güçlerin ve emperyalist odakların
  en büyük korkusu, bu coğrafyadaki Müslüman topluluklar ve coğrafyanın 
 dünyadaki Müslümanlarca unutulmuş olan İslamî dinamikleri oldu. Korku, 
 beraberinde olağanüstü bir ilgi doğurdu. Kimi bölgelerde (örneğin 
Bosna)  Müslümanlar katliâmlarla, soykırımlarla ortadan kaldırılmaya  
çalışılırken, kimi bölgelerde de (örneğin Arnavutluk) Müslümanlar  
sistematik bir biçimde Hristiyanlaştırılmaya çalışıldı ve bu çalışmalar 
 daha bir hızlandırılarak devam etmektedir. Ancak birinci tür saldırıyı 
 hemen görebilen ve tepkisini ortaya koyabilen İslam dünyası, ikinci tür
  saldırıyı pek göremedi. Halen dahi net biçimde görebilmiş değil,  
mâlesef. 
Balkan toprakları, misyoner teşkilat ve kuruluşlarının cirit attığı bir alan durumunda şu anda. 
Her
  ne kadar biz bu haftaki sohbetimizde Arnavutluk’taki misyonerlik  
faaliyetlerinden bahsedeceksek de, bu, sadece Arnavutluk ile sınırlı  
değil.
Tüm Balkanlar, misyonerlerin cirit attığı bir alan durumunda halihazırda. Beyaz
  Adam bu topraklarda öyle hummalı ve sistematik bir misyonerlik  
faaliyeti yürütüyor ki, 20. yy başlarında Afrika kıt’âsında yürütülen  
misyonerlik faaliyetleriyle kıyaslanabilecek kapsamlıkta olduğunu  
rahatlıkla söyleyebiliriz. 
Osmanlı
  Devleti'nin dağılmasıyla birlikte yaşanan parçalanma ve bölünmeden ilk
  nasibini alan, Balkanlar olmuştu. Nüfûsunun % 75’ten fazlası Müslüman 
 olan Arnavutluk toprakları Sırbistan, Yunanistan, Makedonya, Karadağ ve
  Sancak’a verildi; altı parçaya bölündü. Sırplar ve Hırvatlar, Bosnalı 
 Müslümanlar üzerinde hükümranlık kurmaya kalkıştılar. Bir zamanlar çoğunluk olan Müslüman halklar bu yolla azınlık konumuna düşürüldüler.
 İkinci sınıf vatandaş kabul edilen Balkan Müslümanları, sürgün,  
asimilasyon ve dînlerini terk etmeleri yönünde baskılara maruz kaldılar.
  Tehcire zorlanan Balkan Müslümanları Sırplar, Yunanlar, Makedonlar,  
Karadağlılar, Bulgarlar ve Hırvatlar tarafından ağır, sürekli ve yoğun  
bir şekilde baskı ve işkencelere maruz bırakıldılar. (4)
Balkanlar’daki Hristiyanlaştırma çalışmalarının en çarpıcı örneklerinden biri, Hıristiyan dünyasında sembol haline getirilen Rahibe Teresa örneğidir.
 Teresa aslı Müslüman olan ama sonradan Hristiyanlaştırılan Makedonya – 
 Üsküplü bir Arnavut’tur. Teresa’nın heykelleri, ikonları, resimleri  
bugün Arnavutluk’un her yerinde mevcuttur. Arnavut nüfûsun yaygın ve  
yoğun yaşadığı Balkanlar’da, sonradan Hristiyanlaştırılan bu kadının  
kimliği üzerinden misyonerlik daha sempatik, daha sevimli şekilde  
sunulmaya çalışılmaktadır. Bağımsızlığını yeni kazanan Kosova’nın  
başkenti Priştina’daki en önemli meydanın adı da, “Rahibe Teresa Meydanı”dır.
  Avrupa fonlarından destek alarak bölgede açık örtülü misyonerlik 
yapan,  Hristiyanlaştırma faaliyetlerinde bulunan çok sayıda kesim ve 
grup  bulunmaktadır. Batı verdiği destek ve yaptığı yardımların 
karşılığında  buralara kültürünü ihraç etmektedir. Yeni kurulan bu 
devletlerin  yapılarına müdahale etmekte, Hristiyan unsurları devlet 
aygıtının etkin  noktalarına yerleştirmektedir. (5)
11  
Eylül’ün yarattığı atmosfer bu tür örgütlerin işlerini daha da  
kolaylaştırarak onlara bir çeşit destek sağladı. Hristiyan misyonerler, 
 gösterdikleri çabalar, iyi örgütlenmiş yapıları, sınırsız fonları ve  
sahip oldukları her türlü izin belgesiyle bölgede diledikleri gibi  
çalışabilmekteler. Onlar Peygamber Efendimiz (saw)’i Hz. İsa  
karşıtı biri, Qûr’ân’ı İncil’den alıntı bir metin, İslam’ı ise sapkın  
bir dîn olarak tanımlamakta ve putperestlikle kıyaslamaktadırlar.
 Hristiyan örgütlerin temel amacı, olabildiğince çok Müslüman’ı dîninden
  döndürmek, başarısızlık halindeyse en azından bilinçsiz Müslümanlar’ı 
 kuşkuya düşürüp onları gayr-i ahlakî eylemlere iterek Müslüman  
bireylerin ahlakını bozmaktır. Misyonerler, Hristiyan rûhuna uygun  
amaçlarını gerçekleştirmede kendi insanî yardım yöntem ve araçlarını  
kullanmaktadırlar; Hristiyanlıkla ilgili kitap ve kitapçıklar basıp  
dağıtmakta, ailelere tıbbî yardım yaparak ve bir takım maddî katkılarda 
 bulunarak insanlarda bir tür “minnettarlık” duygusu oluşturmakta ve bu 
 yolla insanları kendi dînlerine katılmaya çağırmaktadırlar. (6)
Siz  
sevgili kardeşlerimizle Arnavutluk özelinde yapacağımız sohbete  
geçmeden önce, isterseniz diğer Balkan ülkelerinde neler yapıldığına  
şöyle kısaca bir göz gezdirelim. Kısa bir Balkan turu yaptıktan sonra  
Arnavutluk’u konuşmaya başlayalım:
Bulgaristan... 
Balkanlar’da
  Türkiye’den sonra en çok Türk nüfûsunu barındıran ülke olan  
Bulgaristan’da 30 Haziran 1995 tarihi itibariyle Dîn İşleri Kurulu’na  
kayıtlı toplulukların sayısı 30’dur. Bunların 5 tanesi bilinen Bulgar Ortodoks Kilisesi, Müslümanlar’ın Dînî Teşkilâtı, Katolik Kilisesi, Ermenî Ortodoks Kilisesi ve Yahudî Hahamlığı’dır. Kalanların hemen tamamını ise Methodistlik’ten Evangelistlik’e, Mormonlar’dan Luthercilik’e kadar uzanan ve genel olarak “Protestanlık”
 ortak ismi altında toplanabilecek Hristiyan misyonerlik teşkilâtlarına 
 ait kiliseler ve küçük topluluklar teşkil eder. Bu listeye yasal olarak
  faaliyet gösterenlerin yanısıra, izinsiz olarak çalışan misyonerlik  
teşkilâtlarını da ilave etmek gerekir ki, bunların başında Yehova Şâhîdleri
 gelmektedir. Bulgaristan hükûmetine “resmî bir dîn” olarak kabul ve  
tescil edilmeleri için yaptıkları başvurularının reddedilmesi üzerine,  
Yehova Şâhîdleri şirket seklinde faaliyetlerini sürdürmektedir.  
Bulgaristan’da 2 bin civarında mensuplarının bulunduğu tahmin  
edilmektedir. Romanya’nın Brasov ve Cluj kasabalarında Temmuz 1996’da  
yaptıkları kongreye Bulgaristan’dan, aralarında Türk, Pomak ve  
Çingeneler’in de bulunduğu 800 kişilik bir grubun katıldığını gazeteler 
 yazmıştır. Bulgar gazeteleri ayrıca, bunların Yunanistan ile irtibatlı 
 oldukları ve buradan ülkelerine sokulmak istenen kitapların gümrük  
kapılarında yasaklandığını yazmaktadırlar. (7)
Kuzey Avrupa orijinli bir dernek 1995 yılında başkent Sofya’daki Vasil Levski Stadyumu’nda bir havaî fişek gösterisi düzenler. Bulgaristan’ın güneyindeki Rodoplar bölgesinde Pomaklar ve Türkler özel otobüslerle gösteriyi seyretmeye getirilmişlerdir.
 Stadyumun tamamen dolmasından sonra program başlar. Genç kızlar dans  
etmekte ve gösteriler yapmaktadırlar. Ancak her 15 – 20 dakikada bir,  
değişik ülkelerden ilahiyatçı, papaz ve profesörler çıkıp 5 dakika İncil
  üzerine konuşup çekilmektedirler. Ertesi günkü gazeteler bu toplantıyı
  düzenleyenlerin “Mooncular” olarak bilinen Protestanlar olduklarını  
yazarlar. Yine Bulgar gazetelerinin yazdıklarına göre,  
sözkonusu misyonerler nüfûsunun tamamına yakını Türk ve Müslümanlar’dan 
 müteşekkil Rodoplar bölgesinde faaliyetlerine hız vermiş  
bulunmaktadırlar. Eski Zağra civarındaki Türkçe konuşan ve kendini Türk 
 olarak takdim eden Müslüman Çingeneler de bugün sözkonusu Protestan  
misyonerlerce Protestanlaştırılmaktadır. Yine kendi ifadelerine göre,  
1980’li yılların sonundan günümüze kadar Balkanlar’da yaşayan 5 binin  
üzerinde Türk veya Türkçe konuşan Çingene Protestanlık’ı benimsemiştir. (8)
Bulgaristan’daki
  Ortodokslar’ın misyonerlik faaliyetlerinde Boyan Sarıev adlı papaz ön 
 plana çıkmaktadır. Aslen Müslüman Pomak bir ailede doğmuş olan Sarıev, 
 1985 yılında polis okulunu bitirmiş ve Bulgar istihbaratı adına “dîn  
adamı” olarak çalışmaya başlamış. Kırcaali’de ikamet eden ve “Sveti Yoan Predteça” Hristiyanlık ve Gelişim Hareketi’nin başkanlığını yapan Boyan Sarıev, Müslüman Türk ve Pomaklar arasında faaliyet gösteriyor. Sarıev,
  Kırcaali’nin İvaylovgrad, Krumovgrad, Egrek, Avren, Kirkovo gibi Pomak
  kasaba ve köylerinde, Smolyan’ın Nedelino, Zlatograd, Startsevo gibi  
Pomak kasaba ve köylerinde Müslümanlar’ı Hristiyanlaştırma çalışmaları  
yürütüyor. Çalışmalarını sosyal yardımlarla destekleyen Sarıev,
  zaman zaman büyük para yardımlarında bulunarak Müslümanlık’ını unutan 
 kimseleri etrafına toplamaya çalışmaktadır. Ayrıca yetimhanelerde  
bulunan Müslüman çocuklarını da vaftiz etmek suretiyle kazanmaya  
çalışmaktadır. Özellikle Haskovo ve Kırcaali bölgelerindeki  
yetimhanelerle yakından ilgilenmektedir. Bölgeden edinilen bazı bilgilere göre Sarıev, 15 kadar Pomak asıllı Müslüman’ı Hristiyan ilahiyat fakültelerinde okutmaktadır.
 Yine Sarıev’in öncülüğünde, hiçbir Hristiyan’ın yaşamadığı Müslüman  
köylerine kiliseler yapılmakta ve belediye ve devlet desteği ile ismini 
 saydığımız kasaba ve köylerde cami yapılmasına mani olmak için  
çalışılmaktadır. Boyan Sarıev, yürüttüğü misyonerlik faaliyetleri için Bulgar istihbaratından büyük destek almaktadır. (9)
Bulgaristan’da özellikle Protestan Hristiyanlar’ın (Evangelist, Methodist, Yehova Şâhîdleri) faaliyetleri çok güçlüdür. Protestanlar
  çalışmalarını daha çok bir milyon civarında oldukları tahmin edilen  
Müslüman Romanlar (Çingeneler) arasında yürütüyorlar. On yıl öncesine  
kadar büyük çoğunluğu Müslüman olan Romanlar’ın, bugün pek çoğu  
Hristiyan olmuş bulunuyor. Romanlar arasındaki misyonerlik çalışmaları  
genellikle Almanya, İsviçre ve ABD destekli misyoner teşkilâtları  
tarafından yürütülüyor. Buralarda faaliyet gösteren misyonerler
 çok  zengin teşkilâtlarca desteklendikleri için Romanlar’a yıllardır 
büyük  gıda ve giysi yardımları yapmış ve bu yolla Müslüman Romanlar’ı  
kiliselere çekmişlerdir. Misyonerler yine Romanlar’ın yoğun olarak  
yaşadığı bütün şehir ve köylere kilise evler yapmaktadırlar. Ayrıca
  başarılı ve zeki Romanlar’ı Bulgaristan’daki enstitülerinde veya  
yurtdışındaki okullarında eğitip daha sonra “rahib” olarak  
görevlendirmektedirler. Aynı zamanda yetimhaneler, hastane ve klinikler yaparak buralardaki Müslümanlar’ı Hristiyanlaştırmak için çalışmaktadırlar. Bu
  çalışmalar sonucunda özellikle Sofya, Montana, Vidin, Vratsa, 
Küstendil  gibi Batı Bulgaristan’da yaşayan Romanlar maalesef 
İslamiyet’ten büyük  ölçüde koparılmış durumdadır. 
Bulgaristan’daki misyonerlik  faaliyetleri daha çok Smolyan, Devin, 
Kirkovo gibi Pomak Müslüman  bölgelerinde de yürütülmektedir. 
Misyonerler son birkaç yıldır da Türk  köylerinde kaset ve kitap 
dağıtma, film seyrettirme gibi birtakım  çalışmalar yapıyorlar. (10)
Romanya...
Romanya’da
  hepsi de ABD Misyonerlik Kuruluşu’na bağlı toplam 59 misyonerlik  
teşkilâtı bulunuyor. ABD menşeli bu kuruluşlarda toplam 345 misyoner  
faaliyet yürütmektedir. Bu misyonerlerin 198’i  
Amerikalı, 147’si Romen vatandaşı ve 9’u da çeşitli ülkelerden  
yabancılardır. Ülkeyi baştan başa yayın alanı içerisine alacak 12  
Protestan Hristiyan radyo istasyonunun kurulması çalışmaları  
yürütülmektedir. (11)
Bosna – Hersek... 
Bosna
  – Hersek’teki savaşa kadar bölgede 5 ayrı Protestan misyoner  
teşkilâtına bağlı 28 cemaat halinde 1203 kayıtlı Protestan vardı. Savaş 
 ve savaş sonu dönemde bu sayı azalacağına artmıştır.
 “Balkan uzmanı” olan Saadet Partisi (SP) Genel İdare Kurulu (GİK) Üyesi
  sevgili Prof. Dr. Oya Akgönenç Muğisuddin’in tesbitine göre, 1996 yazı itibariyle sadece 120 bin kişinin yaşadığı Tuzla’da hepsi de misyoner kökenli 140 adet NGO çalışmaktadır. (12)
Sırp
  “çetnik”lerinin Bosna ve ardından Kosova’da akıttıkları kan ve  
işledikleri suçlar, uluslararası güçlerin bu ülke topraklarında  
konuşlanması ile önlendi. 1996 yılında çokuluslu Bosna – Hersek NATO  
İstikrar Gücü (SFOR) Bosna – Hersek’te ve 1999 yılında Kosova Barış Gücü
  (KFOR) Kosova’da uluslararası yönetimler kurdu. Ancak bu yabancı güçler Bosna ve Kosova’ya girdiklerinde pekçok misyoner örgütü de beraberlerinde getirdiler.
 Bosna ve Kosova’daki Sırp vâhşeti sona erdiğinde, geriye ekonomisi ve  
altyapısı mahvolmuş, Avrupa’nın en yoksul iki ülkesi kaldı. Bu durum  
geniş imkânları ve muazzam parasal kaynakları arkasına alan misyonerler 
 için çok rahat faaliyet yürütme fırsatı demekti. 40 yıla yakın bir süre
  Enver Hoxha’nın yönettiği Arnavutluk, 33 yıl boyunca Todor Jivkov’un  
iktidarda kaldığı Bulgaristan ve 35 yıl boyunca Tito’nun idare ettiği  
Yugoslavya Cumhuriyeti’ne bağlı ülkelerde de durum bundan farklı  
değildi. Müslüman halklara yönelik isim değiştirme, ana  dilde 
konuşma, kıyafet, ibadet etme, eğitim kurumu açma yasağı uygulanan  
Arnavutluk, Bulgaristan ve Yugoslavya’daki Müslümanlar’ın içinde  
bulunduğu maddî ve manevî sıkıntılar, misyoner örgütlerin bu ülkelerdeki
  faaliyetlerinde büyük rahatlık sağlıyordu. (13)
Büyük
  çoğunluğu yerli ve uluslararası kurumlardan destek gören bu misyoner  
örgütleri, özellikle 11 Eylül olaylarının meydana getirdiği ortamdan da 
 istifade ederek, faaliyetlerini tüm hızıyla sürdürmektedir. Kendilerini
  “ilâhî olana çağıranlar” olarak gören misyoner örgütlenmeler, Müslüman
  toplumları Hristiyanlaştırmak için, savaş ve doğal afet gibi 
olağandışı  halleri en uygun fırsatlar olarak görmektedirler. Ayrıca 
örgüt ve  ayinlerini daha çekici kılmak için, para, kadın ve alkol 
vasıtasıyla  gençleri yozlaştırmakta ve ahlakî bir bozulmaya neden 
olmaktadırlar. Eğer bu yöntemlerin hiç birinde başarılı 
olamıyorlarsa, akıl ve  gönülleri İslam hakkında kuşkularla doldurmaya 
yönelmektedirler.  Misyoner örgütler, amaçlarını gerçekleştirmek için, 
uzun vadeli insanî  yardım, yabancı dil ve bilgisayar kursları, piknik 
ve geziler,  yurtdışında okumak için öğrencilere burs verilmesi, 
yurtdışında iş  imkânları sağlanması ve vatandaşlık verilmesi gibi 
vaadlerde  bulunmaktadırlar. Yoksul Müslüman ailelere maddî yardımda 
bulunmak,  doktor ve hemşireler vasıtasıyla Hristiyanlık’ı yaymaya 
çalışmak  misyonerlerin en sık başvurduğu yöntemlerdendir. (14)
1990 yılının ilk günlerinde World Vision, Catholic Relief Services ve The United Methodist Committee on Relief’in
  aralarında bulunduğu belli bazı önemli misyonerlik örgütleri Bosna’ya 
 acil insanî yardım temin ettiler. World Vision, dünyanın birçok farklı 
 yerinde olduğu gibi Bosna’da da pekçok alanda faaliyet gösteren, temel 
 amacı çocukların tedavisi olan dev bir uluslararası yardım kuruluşudur.
 Bosna’da gerçekleştirdiği misyonerlik çalışmaları hakkında ise internette en ufak bir bilgi dahi bulunmamaktadır. (15)
Kosova...
Kosova, insanî yardım maskesine bürünen Batılı misyonerlerin hedeflerinin başında geliyor. 700’den
  fazla Batılı kuruluş bölgede açık ya da gizli misyonerlik faaliyeti  
yürütmektedir. Birleşmiş Milletler (BM) Kosova Misyonu İdaresi raporunda
  bile, Kosova’da 71 misyoner kuruluş yer aldığı ve bunların 
çoğunluğunun  Kuzey Amerika ve İngiltere’den gelen Protestan gruplardan 
oluştuğu  açıkça belirtiliyor. Balkanlar’da ilk kez 1991’de faaliyete başlayan Cross World
 bugün Kosova’nın farklı şehirlerinde spor salonlarına, eğitim  
odalarına, ofislere ve bilgisayar kurslarına sahip. Aynı şekilde  
Kosova’da faaliyet gösteren World English Institute (WEI)
 adlı bir İngilizce kursu halka dağıttığı broşüre İncil’den âyetlerle  
başlıyor ve gençleri ABD’li, İngiliz ve Kanadalı öğretmenler nezaretinde
  İncil’den derslerin verildiği kursa dâvet ediyor. Sosyal yardım  
kuruluşları, hastaneler, okullar, dil merkezleri, yetimhaneler gibi  
bilindik misyonerlik yöntemlerinin yanısıra ABD’nin ülkenin  
siyasetindeki belirleyici rolü, Kosova’yı misyonerler için çok daha  
kolay bir av haline getiriyor. Öyle ki, binlerce Kosovalı 4 
Temmuz’da  ABD’nin bağımsızlık sevincini, 11 Eylül’de de yasını 
paylaşmak için  şehir ve köylerde sokaklara dökülüyor. “Gökte Tanrı, 
Yerde Amerika”  deyişi Kosovalılar arasında oldukça yaygın. (16)
Aslına bakarsanız Kosova’daki misyonerler uzun zamandır bu ülkede faaliyet gösteriyor. Dünyanın
  her yerinden gelen misyonerler, % 90 oranında Müslüman olan Kosova’yı 
 ev ev, kapı kapı dolaşarak Hristiyanlık’la alakalı el ilanları ve  
broşürler dağıtıyorlar. Öyle ki, Kosova’da misyonerlerin, kapısını  
çalmadığı evin kalmadığı, hatta ülkenin ikinci kez baştan aşağı  
taranmakta olduğu söylenmektedir. Ülkede Katolikler’i temsil eden 2  
siyasî partinin yanısıra pekçok Katolik kilisesi ve okulu bulunuyor.  
Yine Katolik piskoposluğunun merkezinin Priştine’den, Kosova'nın siyasî 
 ve sosyal hayatının merkezi olan Prizren’e taşınması önemli bir  
gelişmedir. Kosova’da Katolikler’in kutladığı dînî günler “resmî tatil” 
 olarak kabul ediliyor. Arnavutluk’ta olduğu gibi Kosova’da da Rahibe  
Teresa “millî sembol” olarak gösteriliyor. Ayrıca komünistler  
tarafından 1954’te yıkılan tarihî Yunus Efendi Camiî’nin yeniden inşâ  
edileceği yerde 15. yy’da Osmanlılar’a karşı verdiği mücadeleyle o  
dönemde Papa’nın takdirini kazanmış olan İskender Bey'in devasa heykeli 
 bulunuyor. (17)
Makedonya... 
Makedonya’da
  Arnavutlar ve Müslümanlar azınlık olduklarından dolayı dîn ve  
kültürlerine daha iyi sahip çıkıyor ve bu tür faaliyetlere prim  
vermemeye çalışıyorlar. Hâkim Makedonlar’ın  
Arnavutlar’a karşı tutumu, önceki yıllarda yaşanan dîn, etnik köken  
eksenli gerginlikler, misyonerlik faaliyetlerini ve Batı kültürünün  
egemenlik kurma çabalarını Makedonya’da epeyce kırıyor. (18)
Makedonya’da
  5 ayrı Protestan misyoner kuruluşuna bağlı 19 cemaate kayıtlı 1500  
civarında Protestan vardır. Protestan misyonerler yayınlarında bu ülkede
  yaşayan Türkler’i, Müslüman Arnavutlar’ı ve Müslüman Çingeneler’i  
bilhassa hedef kitle olarak işaret etmektedirler. (19) 
(Makedonya’yı
  siz sevgili okuyucularımızla birlikte gezeceğimiz için, Arnavutluk  
hakkında olduğu gibi, gezinin ilerleyen bölümlerinde, Makedonya üzerine 
 de bol bol sohbet edeceğiz, b’iznillâh)
Evet...
  Tadı “bal” ama kaderi “kan” olan “Bal-kan” coğrafyasında durum bu!... 
 Buraya kadar anlattıklarımızın bile siz sevgili kardeşlerimizin kanını 
 dondurduğunu hissedebiliyoruz. Ancak, henüz pek birşey anlattık da  
sayılmayız aslında. Bu, sadece girişti!... 
Asıl
  dram, asıl trajedi, Arnavutluk’ta yaşanıyor... Arnavutluk ve 
Arnavutlar  üzerine oynanan oyunlar, bütün bunların toplamından bile 
daha büyük! 
Niye mi?
Çünkü... Bunun cevabını, gezi dizimizin en başında, “Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri” adlı bu dosyanın daha 1. bölümünde vermiştik aslında; belki hatırlarsınız.
Kurban
  dağıtım faaliyetine katılmak için neden özellikle Arnavutluk’u tercih 
 ettiğimi anlatırken, vermiştim bu sorunun cevabını. Arnavutlar,  
Avrupa’nın Müslüman kavmi ve Arnavutluk da şu anda Avrupa kıt’âsında  
nüfûsunun dörtte üçü Müslüman olan tek ülke olduğu için, Hristiyan  
Avrupa devletlerinin özel ilgi alanına giriyor. Avrupa’da Müslüman nüfûsun çoğunlukta olduğu tek ülkedir, Arnavutluk.
Benim özel ilgi alanıma girmesi de aynı sebepten kaynaklanıyordu... 
Arnavutluk Balkanlar’ın merkezinde olan bir ülke. % 75’i Müslüman, % 25’i Hristiyan. Bu % 75’in % 80’i Sünnî, % 20’si de Bektaşî olarak bilinmektedir. Arnavutluk aynı zamanda “Dünya Bektaşîlik Merkezi”
 durumunda. % 25’lik Hristiyan nüfûsun da % 15’i Ortodoks, % 10’u  
Katolikler’den oluşmaktadır. Komünizm’in çöküşünden sonra ve bugün de  
devam eden çalışmalarda Müslümanlar’ın % 75’lik oranını indirme gayreti 
 var. Bu konuda en çok yatırım yapanlar, Batı’dan gelen misyoner  
teşkilâtlar. Bir örnek verecek olursak, sadece başkent  
Tiran’da, bir milyon nüfûslu olan bu şehirde, 114 tane kayıtlı kilise  
bulunmaktadır. Ülkede bilinen kiliselerin sayısı ise 1115. Tamamı
  yeni yapılan kiliseler. Çünkü Komunizm zamanında Tiran’da bir tek cami
  kalmıştı müze olarak, bir de kilise kalmıştı. Bu kiliselerin tamamı  
1990’dan sonra inşâ edildi.Buna karşılık Tiran’daki cami sayısı ise sadece 8. Bütün Arnavutluk genelinde ise sadece 500 tane cami var.  (20)
Arnavutluk’ta bulunduğumuz süre içinde oradaki Müslüman kardeşlerimizin bize verdiği bilgilere göre, başkent Tiran’da, 1932
  yılında nüfûsu 100 bin iken şehirde tam 28 cami bulunuyordu. Şu anda  
ise, 2011 yılı itibariyle nüfûsu 1 milyon iken şehirde sadece 8 cami  
bulunuyor. Evet, aradan geçen 79 yıl içinde oluşan bu büyük çelişki,  
insanı hayretlere düşürecek derecede. 100 bin nüfûslu Tiran’da 28 cami  
varken (1932), 1 milyon nüfûslu Tiran’da sadece 8 cami (2011). Ve  
dahası, şu anda, 1 milyonluk Tiran’da sadece 8 camiye karşılık tam 114  
tane kilise.
O
  Tiran ki, 17. yy’da Müslüman bir Arnavut paşa tarafından küçük bir köy
  olarak kurulan ve bu Arnavut paşa tarafından, ismi, şu anda İslam Cumhuriyeti nizamıyla yönetilen İran ülkesine başkentlik yapan Tahran’ın ismi verilen, “Tehran” isminden esinlenerek “Tiran” denilen. (21) 
Maalesef,
  maalesef... Küçük bir köy olarak kurulan ve kendisine İran’daki Tahran
  şehrinin ismi verilen Tiran’ın durumu şu anda bu! Tahran şu anda bir  
İslam Cumhuriyeti nizamına başkentlik yaparken, Balkanlar’da “ebesi”  
olduğu başkent Tiran’da ise, “Burası bir Müslüman ülke şehri” demek için
  dört değil bin şâhîd lazım. Bir Müslüman şehrinden çok, bir Hristiyan 
 şehrine benziyor, maalesef. Tiran’da ikamet ettiğimiz 4 gün  
boyunca bir tane bile tesettürlü bayan göremedik. Hadi bunu geçtik,  
ülkedeki bütün eczanelerin logoso Haç! Müslüman bir ülkenin Kızılay’ı  
değil, Kızılhaç’ı var; inanabiliyor musunuz? İçki, domuz eti, bu ülkede 
 tıpkı Almanya, Fransa vb. Hristiyan ülkelerdeki gibi tüketiliyor.  
Tüketiliyor derken, ülkedeki Hristiyanlar’ın değil, Müslümanlar’ın  
sofrasında. 
Arnavutluk’ta onyıllar boyunca hâkim olan Komünizm rejimi, dîn adına, İslam adına hiçbir şey bırakmadı, maalesef. 1991
  yılına kadar süren korkunç Komünizm dönemi boyunca rejim tarafından  
birçok imam öldürüldü, hapsedildi veya sürüldü. Mescîdler, camiler  
yıkıldı, bütün camiler tiyatroya, bale salonuna veya ahıra çevrildi.  
Dînî kitaplar yasaklanarak yok edildi. Komünistlerin Arnavut  
Müslümanlar’a karşı katliâmları, 1990 sonrası Müslüman nesillerin İslamî
  geçmişleri hakkında bütüncül bir cehalete uyanmalarına yol açtı.
 Bu  nedenle Arnavutluk’un 1967 öncesinin Müslüman çoğunluğu 1991 
yılında  İslamî kimlikleri hakkında çok belirsiz fikirlere sahipti. (22)
1967’ye
  kadar Arnavutluk’ta 1666 cami varken, Komünizm’in yıkıldığı 1991  
tarihinden bu yana geçen 20 yıllık bir süre boyunca Arnavut Müslümanlar 
 tüm ülke çapında ancak ve ancak 500 tane camiyi yeniden inşâ etmeyi  
başarabildiler. Bugün Arnavutluk, 500 civarında camiye ve  350 
kadar imama sahiptir. Bu, her 10 bin kişiye bir imam ve her 7 bin  
kişiye bir cami düştüğü anlamına gelmektedir. (23)
Arnavutluk,
  Avrupa’daki ilk Müslüman devlet olarak ortaya çıktığı 1913 yılından  
beri, Arnavut halkını Hristiyanlaştırmak isteyen misyoner örgütler  
tarafından şiddetli ve sürekli bir saldırı altında tutuluyor. En kötü  
Hristiyanlaştırma dalgası, komünist rejimin çöktüğü yıl olan 1991’den  
sonra yaşandı. İslam’ın kültürel ve dînî altyapısına büyük  
zararlar veren komünistler, İslam’dan uzaklaştırılan Arnavutluk’un  
Hristiyanlaştırılması için gerekli tüm imkânları sağlamış oldular. Miranda Vickers’in “Balkan Kimliğine Karşı Arnavutluk Anarşisi”
 kitabında değindiği gibi, 1990’ların Arnavutluk’u, Osmanlı  
Balkanları’ndan geri kalan Müslüman halkın Hristiyanlaştırılması için  
çaba sarf eden birçok fundamentalist Hristiyan teşkilatın savaş verdiği 
 bir zemin haline geldi. Sırasıyla Haçlılar, Yehova  Şâhîdleri, 
Adventistler, Mormonlar, Presbiteryanlar ve Hristiyan  Protestanlık’ın 
tüm kolları, bu arada birçok Batı Avrupa ülkesi gibi  ABD’nin de 
Arnavutluk’a taşıdığı Hristiyan unsurlar Arnavutluk’u tek  kelimeyle 
istilâ ettiler. Bununla birlikte Hristiyanlaştırma  faaliyetinde, 
Hristiyanlık’ın Ortodoks ve Katolik merkezi olan, aynı  zamanda 
Arnavutluk’a komşu bulunan Yunanistan ve İtalya (dolayısıyla  direk 
Vatikan) en fazla rol oynayan ülkeler oldu. Hristiyan  
örgütler, Arnavutlar’ı “İsa’nın dînine” (!) döndürmek için tarih  
kitaplarının yeniden yazılması, nefrete dayalı bir anti – İslam  
söyleminin yayılması, Yunanistan’da ikâmet izni isteyen Arnavutlar’ın  
zorla Ortodoksluk’a geçirilmesi, politik gözdağı vermek ve kapı kapı  
dolaşarak teblîğ yapmak gibi metodlar kullandılar. (24)
Dîn değiştiren Arnavutlar’a Arnavutluk’ta ve Avrupa ülkelerinde politik ve ekonomik destek olunuyor. Komünizm
  sonrası, ekonomisi mahvolmuş olan bu ülkede, birçok insan yüksek  
mevkiîlerde iş bulabilmek için dîn değiştirdi. Öyle ki bugün  
Arnavutluk’un başta devlet başkanı, istihbarat şefi, Tiran valisi, başta
  ekonomi bakanı olmak üzere akademisyenler, yargı görevlileri gibi üst 
 düzey yöneticilerin hepsi Hristiyan. Yani ülkede yaşayan % 20’lik  
Hristiyan kesim, % 80’lik Müslüman çoğunluğa muazzam bir üstünlük  
sağladı. Gelinen bu noktada Müslüman Arnavutlar’ın emniyet, ordu,  
üniversite ve çeşitli kuruluşlarda memur olma ihtimali dahi ortadan  
kalkmış durumdadır. (25)
Bunun
  en önemli sebebi de, % 20’lik Hristiyan kesimin Batılı ve Hristiyan  
devletlerden gördüğü yoğun ilgi ve aldığı sınırsız desteğe karşın, %
  80’lik Müslüman çoğunluğun İslam dünyası tarafından ve dünyadaki diğer
  Müslüman kardeşleri tarafından tamamıyla unutulması, ilgisiz  
bırakılması, hatta tamamen kendi kaderine terkedilmesi.
 “Soğuk
  Savaş Dönemi”nin ardından âdeta “sudan çıkmış balığa” dönen 
Arnavutluk,  kısa aralıklarla demokrasiye geçiş sürecinin sancılarını, 
banker  krizini ve Kosova Savaşı’nın derin etkilerini yaşadı. Savaş 
sırasında  600 bini aşkın Kosovalı Arnavut mülteci Arnavutluk 
topraklarına göç  etti. Bilindiği üzere Arnavutluk toprakları dışında 
yaşayan yoğun bir  Arnavut nüfûs bulunmaktadır. Yugoslavya’daki 
1971  sayımlarına göre bu ülkede bulunan 1 milyon 309 bin 523 Arnavut’un
 916  bin 168’i Kosova, 279 bin 871’i Makedonya, 65 bin 507’si 
Sırbistan, 35  bin 671’i Montenegro (Karadağ), 4 bin 175’i Hırvatistan, 3
 bin 764’ü  Voyvodina ve 1281’i Solovenya’da bulunmaktadır. (26)
1991
  yılından sonra sınırlarını Batılı ülkelere açan Arnavutluk, Protestan,
  Mormon, Yehova Şâhîdleri, Evanjelist, Kalvinist, Adventist, Tele –  
Evanjelist, Kadıyanî ve Bahaîlerin akınına uğradı. (27) ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2006 tarihli “Arnavutluk Raporu”na göre Arnavutluk’un nüfûsu 3 milyon 600 bindir. Ülkede dînî vakıf, grup ve kuruluş 245’i bulmaktadır. (28)  Tiran Adliyesi’ne kayıtlı bu 245 dînî kuruluşun sadece 34’ü Müslümanlar’a, 189’u Hristiyanlar’a aittir. Bu 189 kurum Amerika ve Batı Avrupalı Hristiyan misyonerlere aittir. (29) Kaldı
  ki Arnavutluk nüfûsunun dörtte üçü Müslüman’dır. Misyoner örgütler  
arasında ilk sırada Amerikalılar yer almakta, diğerlerini ise Batı  
Avrupalı ve - en az sayıda - Ortadoğulular oluşturmaktadır. (30)  Burada
  33 ABD misyonerlik teşkilâtına bağlı 127 Amerikalı, 21 Arnavut ve 37  
başka ülkelerden misyonerler vardır. Bu ülkedeki Kanadalı misyonerlik  
kuruluşlarının sayısı 5, Kanadalı misyonerlerin sayısı ise 2’dir. Ülkede
  1995 yılı itibariyle 80 Hristiyan tarikat ve dînî teşkilâta bağlı  
yüzlerce misyoner faaliyet göstermektedir. (31) Aynı rapora göre Arnavutluk Dîn İşleri Komitesi 2004 yılında 1084 yabancı misyonere devamlı oturma izni vermiştir. (32) Ülkede
  dînî eğitim veren 101 okulun yalnızca 7 tanesinin Müslümanlar’a ait  
medreseler olduğunu, bu medreselerden yılda mezun olan öğrenci sayısının
  100’ü aşmadığını, buna mukabil her yıl 2600 civarı Hristiyan 
öğrencinin  mezun olduğunu göz önünde tutarsak Hristiyan dünyanın 
çalışma hızı,  imkânı ve azmi ile Müslümanlar’ın çalışmalarının kıyas 
bile kabul  etmeyeceğini anlarız. (33)
Bu misyonerlerin tamamına yakını 1990’dan sonra bu ülkeye gelmişlerdir. Bunlar hatta birbirleriyle rekabet halindedirler ve sokaklarda propaganda malzemesi dağıtmaktadırlar.
 Sinemalarda dahi propaganda faaliyetlerinde bulundukları  
bildirilmektedir. Protestan misyonerleri uzun yıllardır ülke dışından  
yaptıkları radyo yayınlarıyla lehlerine bir vasat oluşturmuşlardır. 1990’dan
  sonra yüz yüze yaptıkları görüşmeler ve vaadler neticesinde  
Protestanlaşan Arnavutlar’ın sayısında katlanarak bir artma  
gözlenmektedir. İncil’in Arnavutça’ya tercümesi 1992 yılında  
tamamlanmıştır. Buradaki misyonerler dışarıda basılan kitapları taşıma  
yerine, bu ülkede bir Protestan basımevi açarak, kitaplarını burada  
basma çalışmaları içerisindedirler. (34)
Arnavut
  yazarlardan Ajni Sinani’ye göre Katolikler’in Arnavutlar’ı dînlerinden
  döndürme yönünde özel programları ve saldırgan bir propagandaları  
vardır. Sayısız faaliyetlerinden en önemlisi Tiran’ın merkezinde büyük bir katedral inşâ etmeleridir. Bunun yanında Katolik üniversitesi, çok sayıda enstitü, gazete, radyo, televizyon ve siyasî partileri vardır. (35)
 Yunanistan’da 700 bini aşan göçmen Arnavutlar’ı Ortodoks yapmak için  
Ortodokslar’ın faaliyetleri vardır. Dînlerinden dönmeleri yanında  
asimile ederek kültürlerinden koparmaktadırlar. (36)
Arnavutluk, politik ve kültürel açıdan tam bir Katolik ve Ortodoks istilâsı altında bulunuyor. Meselâ
  Katolik propaganda çerçevesinde, ülkenin her köşesine Rahibe 
Teresa’nın  adının verilmesi için Arnavut politikacılara baskı 
uygulanıyor. Arnavutluk’un tek havaalanı “Uluslararası Rahibe Teresa Havaalanı” adını taşıyor. (37) Tiran’ın en büyük bulvarının adı “Rahibe Teresa Bulvarı”, en büyük hastanesinin adı “Rahibe Teresa Hastanesi”. Aynı şekilde ülkedeki birçok sokak, klinik, okul ve üniversite vs. adları “Don Bosko Sokağı”, “Parde Luigi Monti Kliniği”, “İyilik Kontu Leydisi Üniversitesi” gibi Katolik âzîzlerinin adlarıyla anılıyor. Buna
  karşılık Arnavutluk Müslümanları, Arnavut halkının en izole ve yoksul 
 toplumunu temsil ediyor. Bunun aşılması için onların kendi  
enstitülerini, okullarını, medyalarını ve diğer kurumlarını oluşturmaya 
 ihtiyaçları var. Fakat onlar tüm bunlar için bir kaynağa sahip 
değiller.  Bugün başkent Tiran’da, sadece 8 cami var. Arnavut 
Müslümanlar, Tiran  Merkez Meydanı’ndaki Osmanlı eseri Ethem Beg Camiî 
yeterli olmadığı için  Cuma namazlarını zorunlu olarak dışarıda 
kılmaktalar. (38)
Tiran’ın
  Arnavut Müslümanları, devletin okulları onların İslami örtüleri  
sebebiyle örtülü kızlarını uzaklaştırdığında onları gönderebilecekleri  
hiçbir özel yüksekokula sahip değiller. (39)
 Ama diğer toplumlar, bütün Hristiyanlar, hatta Kadıyanîler ve Ahmedîler
  dahil olmak üzere, buna sahiptirler. Arnavut Müslümanlar  
Hristiyanlar’dan farklı olarak toplumları için hiçbir radyoya ve  
gazeteye sahip değildir. 1991’den sonra ülkede yayınlanan tek Müslüman  
gazetesi olan “Drita İslame” şu an sağlıklı bir durumda değildir. Arnavutlar’ın
  tarihi dikkate değer olaylar ile dolu olsa bile, onların şimdiki 
durumu  çok umutsuzdur. Onlar, bu gibi bir enstitüyü çalıştırabilecek 
yetenekte  entelektüellerden yoksun değilken, İslamî eğitim için bir 
enstitüye  bile sahip değildir. (40)
Arnavutluk
  Müslümanları nüfûsun büyük çoğunluğunu oluştursa bile onlar, 
kimlikleri  yüzünden farklı saldırılara karşı haklarını koruyacak ve 
onları temsil  edecek bir siyasî partiye de sahip değildir. Arnavutluk
  Müslümanları arasında siyasî partilerin, radyoların, gazetelerin,  
okulların, enstitülerin, kurumların olmayışı bu toplumun onları  
yönetecek personeli olmaması sebebiyle değildir. Arnavut Müslümanlar’ın 
 önündeki temel problem, Arnavut toplumunun daha büyük problemlerinin 
bir  parçasıdır. Komünist geçmişten miras kalan berbat ekonomik durum ve
  demokrasi döneminde verilen sahte sözler temel problemdir. Ülkenin 
şimdi  tecrübe ettiği büyük ekonomik umutsuzluktan Arnavut Müslümanlar 
kadar  dînsiz Arnavutlar da acı çeker haldeler. IMF’nin sömürgeci 
ekonomik  politikaları tarafından yıllardan beri harab edilen, halkın % 
50’sinin  işsiz olduğu ülkede Arnavut Müslümanlar’ın geleceği çok 
acımasız  görünmektedir. (41)
Onların
  tek “yeniden diriliş” umudu, uyuyan Müslüman dünyanın büyük 
okyanusunda  kaldı. Onlar, ülkelerindeki istilâcı binlerce Hristiyan 
misyoner,  işadamı, görevli, enstitü ve organizasyona bakıp Müslüman 
dünyanın da  bir gün kendisini yenileyerek, Avrupa’nın eşiğinde yaşayan 
dîn  kardeşlerini hatırlayacaklarına dair umutlarını muhafaza ediyorlar.
  Ancak şimdiye kadar Müslüman dünya, saldırgan tarihî Hristiyanlık’ın  
gemlenemeyen ağzında, İslam dünyası okyanusundan çok uzakta, dostane  
olmayan bir bölgede ölüm – kalım savaşı vermek zorunda olacak Arnavutluk
  Müslümanları’nı, onların Avrupalı görünüşleriyle hatırladı. (42)
1990’dan
  sonra Doğu Avrupa’da demokrasinin gelişiyle Arnavutluk’ta da dînî  
özgürlükler yeniden oluşturuldu. Arnavutlar’a dînî pratikleri için izin 
 verilmeye başlandı. Bu, Müslümanlar’a, kaybettikleri kimliklerini yeniden oluşturabilecekleri kanaatini vermişti.
 1991’de kurulan yeni demokratik rejim, Arnavutluk Müslümanları’na,  
onların İslamî miraslarını yeni bir anlayışla başlatmaları için bazı  
fırsatlar sundu. Bu dönemde Arnavutluk, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)’ne üye oldu. Tiran’da bir Arap – Arnavut Bankası kuruldu ve ülkede 20’ye yakın Arap İslamî organizasyon şubelerini açtı. Bunlarla
  birlikte bazı Türkiyeli, İranlı, Britanyalı, Amerikan ve diğer 
Müslüman  sivil toplum kuruluşları da geldiler. Bu kısa ömürlü 
organizasyonlar  1991’den 1996’ya kadar İslamî eğitim ve cami inşâsı ile
 meşgul oldular.  Onların eksiklikleri ayrı tutulursa, onlar Müslüman 
literatürün güzel  örneklerini bastılar, dağıttılar ve yine ülkede 
düzinelerce cami inşâ  ettiler. (43)
1991’den
  sonra, Arnavutluk’un Batı’ya açılışıyla Protestanlar’dan,  
Mormonlar’dan, Yahova Şâhîdleri’nden, Evanjelistler’den,  
Kalvinistler’den, Lutherciler’den, Adventistler’den, Tele –  
Evanjelistler’den, Kadıyanîler’den, Bahaîler’den ve diğer mezheplerden  
oluşan bir ordu Arnavutluk’u âdeta istilâ etti. Tecrit  edilmiş 
ve aç bırakılmış bir halkın bulunmasıyla onlar Arnavutluk’ta  umutsuzluk
 içindeki yaşayıştan kurtulmak ve Batı’nın kendileri için  
sakladıklarını sınamak isteyen umutsuz Arnavutlar için bir ellerinde  
ekmek ve diğer ellerinde İncil ile gelerek onları balık gibi avladılar.
 Onların milyon dolarlarla hesap edilen bütçelerinin sonucu olarak  
1991’den bu yana Arnavutluk’ta çok sayıda Protestan kilisesi boy  
gösterdi. Protestanlar, Kalvinistler ve Yehova Şâhîdleri geldikleri  
ülkeler tarafından kuvvetle desteklendiler. “Albanian Center for Conflict Resolutions” tarafından idare edilen bir çalışmaya göre güçlü propaganda ve yatırım ile - ki misyonerler 15 yıldır bunu yapıyor – Müslüman Arnavutlar’ın yaklaşık % 3, 1’i Protestanlık’a döndürüldü. (44)
Edwin
  Jacque gibi Protestan misyonerler “Arnavutluk’un Hristiyanlık’a dayalı
  tarihi” üzerine çok satan kitaplar yazdılar, aynı şekilde Katolik ve  
Ortodoks kiliseleri birçok okul ve üniversite kurdular, radyo ve  
televizyon yayını yapmaya başladılar. Hristiyanlık’a  geçenlere,
 Arnavutluk’ta faaliyet gösteren Batılı elçilikler politik  destek  de 
sağlıyorlar. ABD, Yunanistan ve İtalyan elçiliklerinde bu  politika çok 
açık bir şekilde görülebiliyor. Amerikan elçiliğinde,  elçilere yakın 
olan ve danışmanlık yapan birçok Arnavut, yüksek  mevkiîlerde iş 
bulabilmek için dîn değiştirdiler. Bu tür olaylara  Amerikan 
elçiliğinde sıkça rastlamak mümkün. İslam’dan dönerek Hristiyan  
Protestanlar için çalışmaya başlayan kişiler, Amerikan elçilerinin en  
çok güvendikleri danışmanlar haline geldiler. Bu kişiler elçiliğin bütün
  toplantılarına katılıyorlar. Böylelikle Arnavut 
politikacıları ve  politik desteğini yanına alan elçilik daha da 
güçleniyor. Bununla  birlikte işsizliğe yönelik siyaset tek örnek değil.
 Birleşik Devletler  elçiliğinin dînî propagandasının başka bir örneğini
 de, Amerikan  vaizlerin desteği ile elçiliğin zaman zaman Arnavut 
politikacılarıyla,  başkanlarla ve devlet başkanıyla bir arada 
düzenlediği “Sabah Ayinleri” organizasyonunda görebilmek mümkün. (45)
Amerikalılar’ın
  haricinde İtalyanlar ve Yunanlar da ülkede Hristiyanlık propagandasını
  destekleyenler arasında üst sıralarda yer alıyorlar. 23 Ekim 2005  
tarihinde İtalyan büyükelçiliğin organize ettiği “Rahibe Teresa Maratonu”
 gibi faaliyetlerle İtalyanlar birçok kez Vatikan’ın sesinin Tiran’da  
duyulmasını sağladılar. Yunanlar, İslam’a karşı ülkede şiddetli  
propaganda yapan başpiskopos Yanolatos’un sürekli arkasında oldular. Korça
  gibi yerlerde Yunan konsoloslukları Ortodoks kiliseleri inşâ ettiler. 
 Yunan elçiliğinin düzenlediği her programın arkasında sürekli Yunan  
piskoposlar yer aldı. Aynı şeyler kilise inşaatlarını 
destekleyen,  birçok Katolik dînî programların sponsorluğunu yaparak 
Katolik kültürün  propagandasını yapan enstitülere arka çıkan İtalyanlar
 için de  söylenebilir. Bir kişi Tiran’daki elçiliğe vize 
işlemleri  için gittiği zaman duvarların Vatikan âzîzlerinin büyük 
portreleriyle ne  şekilde kaplanmış olduğunu görebilir. Arnavutluk’taki 
misyonerler, var  güçleriyle Sünnî ve Bektaşî toplulukların kıyasını 
yapmakla meşguller. (46)
Milyon
  dolarlarla ifade edilen ve her yıl sağlanan maddî destekle neredeyse  
ülkenin her kasaba ve köyünde kiliseler ve Hristiyanlık merkezleri inşâ 
 ettiler. Dev bütçeleriyle, programlar düzenlemek ve bu programlara  
iştirak etmek amacıyla, Tiran yönetiminin bile gidemeyeceği kadar uzak  
yerlere ulaşımı sağlamak üzere helikopterler bile aldılar. 600 yıllık  
bir İslam tarihinden sonra Arnavutluk’ta Hristiyanlaştırma politikası  
2002 yılında zirveye ulaştı. Şu an devlet başkanı, içişleri bakanı,  
istihbarat şefi, Tiran valisi, kütüphanenin, yargının, akademisyenlerin,
  tarih araştırmacılarının üst düzey temsilcileri ve ülkeyi yöneten, 
önde  gelen kişilerin hepsi Hristiyan’dır. Yönetimde olan % 20 
oranındaki  Hristiyan, geri kalan % 80 Müslüman Arnavut’a karşı üstünlük
 sağlamış  durumdalar ve bu üstünlük halen devam ediyor. 
Geçmişinde  Ortodoksluk’la alakası olmayan yöneticilere sahip olan 
Arnavutlar, bugün  politik ve kültürel açıdan Katolik propagandasının 
istilası ile yüz  yüzeler. (47)
Bir  
kısım insanın Rahibe Teresa’nın Arnavut olduğuna inanmaya başlamasından 
 bu yana ülkede Teresa’nın şahsî özellikleri ve kültü şiddetli bir  
şekilde destekleniyor ve yaşatılmaya çalışılıyor. Eğitim ve  
Kültür Bakanları, Teresa’yı anmak için Arnavut öğrencilere zorla şarap  
ve ekmek âyinleri düzenletiyorlar. Bu âyinler Vatikan ve İtalyan  
elçiliğince destekleniyor. Bunun haricinde, Katolik propaganda  
çerçevesinde, ülkenin her köşesine Rahibe Teresa’nın adının verilmesi  
için Arnavut politikacılar zorlanıyorlar. Arnavutlar’ın zorla Katolik  
yapılmaya çalışılması politikasına sıcak bir örnek 19 Ekim 2005  
tarihinde yaşandı. Arnavut öğrenciler, Rahibe Teresa’nın Vatikan  
tarafından kutsandığı gün olan ve “resmî tatil” edilen bu günde Rahibe  
Teresa’yı anma törenine katılmaya zorlandılar. Papa’nın, “Rahibe Teresa 
 Halk Yürüyüşü” düzenlenmesi yolunda Arnavutluk’a çağrıda bulunmasından 
 sonra, 23 Ekim’de Tiran’daki İtalyan elçiliği, Kültür Bakanlığı ile  
işbirliği içinde Arnavutluk’un başkenti olan Müslüman Tiran’ın tüm  
yollarını kapattılar. (48)
Oysa
  tüm bu onurlandırmalara rağmen, Rahibe Teresa’nın 1990’da ülkeyi  
ziyaret ederek ateist – komünist diktatör Enver Hoxha’nın mezarına  
çelenk koymak ve diktatör Enver Hoxha’nın dul eşi Nexhmije Hoxha’ya  
sarılarak O’nu teselli etmek dışında Arnavutluk’a hiçbir katkısının  
olmadığı bilinmektedir. (49)
Müslüman
  Arnavutluk’un yeni sahipleri, İslam’dan dönen bir mürted olarak 
ömrünün  sonuna kadar bir Haçlı savaşçısı olarak Müslümanlar’a karşı 
savaşmış  olan Skënderbej (İskender Bey) ile yine Müslüman bir ailenin kızı olarak Katolik olarak büyütülüp misyoner yapılmış olan Nënë Tereza (Rahibe Teresa)... Müslüman bir ülkenin yeni sahipleri ne yazık ki bunlar... 
Terasa, Makedonya doğumlu, Katolik kökenli bir rahibe. Arnavutluk’a ömründe sadece üç kez gelmiş ve ilk gelişinde de eski diktatör Enver Hoxha’nın mezarına çiçek koyup
 dul eşini kucaklamış. Terasa’nın önemi, Vatikan’ın kendisini “âzîze”  
ilan etmesi ve “tüm Arnavut halkına bir model olarak” dayatmasından  
kaynaklanıyor. Öyle ki, Arnavutluk devletinin pasaportların üzerine  
O’nun resmini basmayı düşündüğü söyleniyor, şu aralar. (50)
Arnavutluk Eski Cumhurbaşkanı Alfred Moisui, Kasım 2005’te Oxford Üniversitesi’nde verdiği bir konferansta, “Arnavutlar, Osmanlı askerleri tarafından zorla Müslümanlaştırıldılar. Arnavutlar aslında Hristiyan’dır” demişti. (51)
İtalya
  ve Yunanistan tarafından desteklenen Katolik ve Ortodoks kiliseleri,  
son yirmi yıl içinde, çok güçlü kurumlar oluşturdular ve Arnavutluk’a  
sızmayı başardılar. Devlet ile dîn arasındaki iktidar oyununun en  
başarılı oyuncusu, Batı tarafından kararlı bir şekilde desteklenen ve  
kendisini Avrupa’nın ve Batı’nın temsilcisi olarak gösteren Katolik  
Kilisesi oldu. Katolik Kilisesi, devlet ile kendisini  “devlet 
içinde devlet” haline getiren bir kısım anlaşmalar yaptı. Bu  anlaşmalar
 yoluyla Katolikler, Müslümanlar bunu yapamazken, eğitimli  Arnavutlar’ı
 kamu sektörünün istedikleri yerlerinde çalıştırma imkânı  buldular. 
Müslümanlar’ın Arnavutluk’a girişi bile sıklıkla  engellenirken, Katolik
 misyonerler Arnavutluk vatandaşlığına alındılar.  İtalya, Avusturya, 
Almanya ve diğer Batılı devletlerin desteğiyle  Katolik Kilisesi, dînî 
mirasını ve ruhban sınıfını Arnavut milletinin  ulusal mirası olarak 
kabul ettirmeyi başardı. Rahibe Terasa, Pjeter  Bogdani, Gjergj Fishta 
gibi anti – semitist ve anti – Müslüman  kişilerden birçoğu, kilisenin 
büyük para desteği ve güçlü lobisiyle  bugün “Arnavut ulusal 
kahramanları” oldular. Arnavutluk’un parasını,  caddelerini ve 
okullarında öğretilen ulusal kahramanları gören herkes,  Katolik 
rahiplerin ve entelektüellerin Arnavutluk’ta ne kadar güçlü  olduklarını
 anlayabilir. Tiran’ın ana bulvarı “Papa John Paul II”, tek  havaalanı 
ve en büyük hastanesi “Rahibe Teresa” olarak  isimlendirilmiştir. 
Arnavutluk Leki ve pulları, Katolik rahipler ile  anti – Müslüman 
Haçlılar ile doludur. Sonuç olarak, Arnavutluk’ta artık  değil 
Müslümanlık, Laiklik bile yoktur. Laiklik, Katolikler eliyle  fiilen 
uzaklaştırılmıştır. (52)
Arnavutluk’taki
  Katolik ruhban sınıfı devlet kurumlarının bir parçası haline gelmişken
  ve Rahibe Teresa tüm devlet kurumları ile okul kitaplarında yer 
alırken,  Müslümanlar sürekli olarak sisteminin dışına itilmektedir. 
Arnavut  devleti ve Batılı elçilikler, İslam’ı ve Müslümanlar’ı sürekli 
sistemin  dışında tutmayı hedefleyen politikalar üretiyorlar. Başörtülü
  Müslüman Arnavut kızlara ve Arap ülkelerinde eğitim gören 
Arnavutlar’a,  orta ve yüksek okullarda eğitim görme ve devlet 
kurumlarında çalışma  izni verilmiyor. Ülkenin ders kitaplarında Rahibe 
Terasa’nın örtülü  resimleri yer alırken ve Katolik okullar her yerde 
çalışmalarını  sağlamak üzere eğitim verirken, başörtülü Müslüman 
Arnavut kızları ve  Müslüman dünyanın dîn okullarında eğitim görmüş 
herhangi bir Arnavut,  devlet kurumlarına giremiyor. Arnavutluk devleti,
 yalnızca Müslümanlar  ve İslam sözkonusu olduğunda laikliği hatırlıyor.
 Hristiyanlık ise  “Avrupalı bir dîn” olarak daha uygun görülüyor. Geçen
 20 yıl zarfında  birkaç bin Arnavut’u İslam’dan Hıristiyanlık’a 
döndürmeyi ve onlara  İslam’ı terk ettirmeyi başardılar. Onlar 
milyon dolarlık bütçeleri  ile kendi kiliselerini çalıştırıyorlar. 
Arnavutluk’un her köşesinde yeni  kiliseler, okullar, hastaneler, 
radyolar, işyerleri açıyorlar. Kısa  süre önce yayımlanan “USAID Raporu”na
 göre Protestanlar,  Arnavut toplumumun en zengin kesimini 
oluşturuyorlar. Bu, onların  Batı’dan aldıkları destek sayesinde oluyor.
 Protestan  misyonerler, Arnavutlar’ı sadece Hıristiyanlık’a 
sokmakla kalmıyor,  Arnavutluk’taki siyasî partileri de sevk ve idare 
ediyorlar. Soros ve  Amerikan elçiliği marifetiyle oluşturulan MJAFT’ın 
yan ürünü olarak  kurulan G 99 isimli parti bunlardan sadece bir 
tanesidir. G 99’un lideri  Erion Veliaj, Müslüman kökenli ve fakat 
Protestanlık’a dönmüş biridir.  Veliaj, G 99 partisini kurmak ve 
devamlılığını sağlamak için Batılı  elçiliklerden, ABD’deki Heritage 
Foundation ve ülkedeki resmi  kurumlardan milyonlarca Dolar aldı. Bu 
örnekten de anlaşılacağı üzere,  Protestanlar sadece dînî projelere 
değil, aynı zamanda Arnavutluk için  politik projelere de sahipler. (53)
Arnavutluk’un göz önündeki tüm mekânları Müslüman karşıtı insanların ismi ile anılıyor. Arnavutluk paralarına Pjeter Bogdani, Fan Noli
 gibi Müslümanlar için acı hatıralara sebep olan kişilerin resimleri  
konuluyor. Bu tür kişilerin büstleri, heykelleri ülkenin dört bir  
yanında yaygınlaştırılıyor. Ahalisinin tamamının Müslüman  
olduğu yerleşimlere dahi kiliseler inşâ ediliyor. Ülkenin birçok yerine,
  dağlara, tepelere haçlar dikiliyor. George Soros’un başkanlığındaki “Open Society Foundation”
 (Açık Toplum Vakfı) finansmanı ile sayısız gazete, dergi, radyo,  
televizyon, enstitü vs. işletiliyor. Özel okullar, kolejler,  
üniversiteler açılıyor. Ve tüm bu kurum ve kuruluşlarda Hristiyan olmak 
 bir ayrıcalık olarak kabul edilirken Müslüman olmak küçümsenecek bir 
hal  olarak telakki ediliyor. Arnavut entellektüeller Hristiyanlık  
propagandasına yaptıkları katkı ölçüde ödüllendiriliyor ve revaç  
buluyorlar. Sözgelimi İsmail Kadare, Arnavut halkını “arî” ırktan,  
“beyaz”, “Avrupalı” ve “Hristiyan” olarak tanımladığı için Batı  
dünyasındaki popülaritesini yükseltebiliyor. Hristiyan  dünyaya 
dönüş yönündeki propagandası O’nun bir zamanlar Enver Hoxha ile  olan 
ilişkilerinin üzerinin örtülmesine ve görmezlikten gelinmesine  yetiyor.
 Ülkenin her santimetrekaresinde yürütülen misyonerlik  faaliyetleri 
ABD’nin, Yunanistan’ın, Vatikan’ın ve diğer Avrupa  devletlerinin 
desteği ile fütursuzca sürdürülüyor. (54)
Pogradec de Müslümanlar’ın çoğunluk olduğu ama Ortodoks kuşatması altındaki şehirlerden biri. Yunanistan burada Ortodoksluk’u “Hellenizm’in bir öncü kolu” olarak kullanmakta.
 Bölgedeki gelişmeleri takip eden aydınlar, 2. Dünya Savaşı esnasında,  
Haziran 1944 – Mart 1945 arasında, Yunanistan’ın kuzeyinde yer alan  
Çameria’da Müslüman Arnavut ahaliye karşı bir soykırım gerçekleştiren  
Yunanistan’ın “Kuzey Epir” olarak bahsettiği bu bölgeye, Arnavutluk’un  
güneyine, Ortodoksluk’u “Truva atı” olarak kullanmadan giremeyeceği  
görüşünde birleşiyorlar. Bu, kuvvetle muhtemel haklılık payı olan bir  
kanaat. Zira, Arnavutluk’un güneyinde birçok yerde Avrupa Birliği (AB)  
ve ABD bayrakları görebilmeniz mümkünken bunca yatırıma rağmen  
Yunanistan bayrağı göremiyorsunuz Yunanistan belli ki uzun vadeli bir  
stratejiyi takip ediyor. Arnavutluk’un güneyinde yaşayan  
Ortodokslar’a Yunan vatandaşlığı hakkı tanıyacak düzenlemeleri hayata  
geçirmesi, görkemli vaftiz âyinleri gerçekleştirilmesi, tüm köylere  
birer kilise inşâsı için gayret etmesi bu stratejinin adımlarından  
birkaçı. (55)
Eski bir Osmanlı şehri olan Korçe’de diğerlerinde olduğu gibi Müslümanlar ile Ortodokslar birlikte yaşıyorlar. Şehrin
  merkezine büyükçe bir kilise inşa eden Ortodokslar, siyasî güç elde  
edebilmek için şehirdeki birçok aileye düzenli olarak para aktarıyorlar,
  daha evvel Yunanistan ile ancak birkaç ailenin ilgisi var iken bugün  
800’e yakın aile, kilise ve diğer organizasyonlar kanalı ile  
Yunanistan’dan aylık 300 Euro para alıyor. Bu durum Ortodokslar’a  
şehirde istediklerini daha kolay yapma imkânı sağlıyor. Yine,  
Yunanistan’da çalışan Arnavutlar da burada hemen her zaman bir baskı  
aracı olarak kullanılıyor. Kilisenin ve diğerlerinin isteklerinin yerine
  getirilmeme ihtimalinin belirdiği her olayda Yunanistan Arnavutlar’ı  
ülkeden kovmak ile tehdit ediyor. Korçe’de şehir merkezinde yer
 alan  kilisenin aksine Osmanlı döneminden kalan İlyas Bey Mirahori 
Camiî son  derece bakımsız halde. Caminin minaresi yıkılmış durumda. 
Kendisi ise  zamana terk edilmiş gibi duruyor. İslam’ın 
Arnavutluk’taki  nişanelerinden biri olması gereken Korçe şehrinde ne 
hazindir ki 12  kiliseye karşılık sadece 2 cami bulunuyor. 
Korçe sokaklarına  Ortodoks izleri bırakmak yetmiyor olmalı ki, kimi 
yerlerde İslam karşıtı  insanların büstlerine de yer veriliyor. Asdreni,
 Thimi Mitko ve  NaumVeqilharxhi bunlardan üçü. Bu üçü aslen Ulah olan, 
1800’lerde  yaşamış ve Osmanlı’ya karşı Yunanlılar’ın yanında savaşmış 
kişiler.  Kilise bu figürler aracılığıyla İslam düşmanlığını canlı 
tutmaya  çalışıyor. Korçe’de Ortodokslar’ın nüfûsa oranı % 20 – 
30  arasında olmasına rağmen 1992’den bu yana şehri yönetenlerin hepsi 
Ulah  asıllı Ortodokslar. Şimdiki belediye başkanı Niko Peleshi dahil 
olmak  üzere, Robert Damo, Gjergji Duro, Dhionis Kotmilo ve Gjergji 
Gjinko  bunlar arasında sayılabilir. Ortodoks Ulahlar’ın buraya 19. yy’ın sonlarından itibaren gelmeye başladıkları söyleniyor. (56)
Arnavutluk’un
  güneyinde bulunan ve Yunanistan sınırında bulunan Gjirokaster şehrinde
  de aynı durumu gözlemlemek mümkün. Tüm Güney Arnavutluk gibi burası da
  Ortodokslar ve Müslümanlar tarafından iskan edilmiş halde. Kent, Yunanistan’ın etkisi altında. Burada birçok insan çalışmak için Yunanistan’a geçiyor.
 Gençler çoklukla işsiz. İşsizlik onları yurtdışına veya yasal olmayan  
başkaca işlere sürüklüyor. Bu kent de uluslararası suç örgütlerinin  
güzergahında yer alıyor. Buradan Saranda veya Vlore’ye ve oradan da  
İtalya’ya geçiliyor. (57)
İşkodra
  son iki yıl içinde iki olay sebebiyle dünya medyasının gündemine 
geldi.  Bunlardan birincisi İşkodra Kalesi’nin içinde yer alan Sultan 
Fatih  Camiî’nin kiliseye çevrilme girişimine İşkodra müftüsü ve Arnavutluk Müslüman Forumu’nun
  karşı çıkmasıydı. Amerikan elçiliği bu projeye destek vermiş ancak,  
kentte oluşan gerginlik sebebiyle proje durdurulmuştu. Tiran’daki  
Kültürel Eserler Enstitüsü bu caminin orijinal halinin “St. Stefan Sırp 
 Kilisesi” olduğunu öne sürerek caminin orijinal haline döndürülmesi 
için  bir restorasyon projesi hazırlamıştı. İkinci olay ise Rahibe Terasa heykelinin şehrin girişine yerleştirilmek istenmesiydi ki, yine müftülük ve Arnavutluk Müslüman Forumu
 kentin sadece Katolikler tarafından değil aynı zamanda Müslümanlar  
tarafından da iskân edilmiş olduğunu ve Terasa heykelinin kilisenin  
yakınına yerleştirilmesinin daha uygun olacağını belirterek bu projeye  
karşı çıkmışlardı. Vatikan’ın özel ilgi alanında olan İşkodra, Osmanlı  
geçmişini muhafaza edebilen nadir yerlerden olması sebebiyle Müslümanlar
  açısından da önem arz ediyor. Müslümanlar’a ait bir siyasî gazete var ve bu gazete İşkodra şehrinden yayın yapıyor: “Besimtari” (Mü’mîn). Gazetenin başında Selim Gokaj bulunuyor. (58)
Skënderbej
 (İskender Bey) hakkında Arnavutluk’taki tartışmalar ise çok daha  
eskilere uzanır. Arnavut milleti kavram olarak ne kadar eskiyse,  
tartışmalar da o kadar eskidir. Bir asır önce de Arnavutlar, bugün  
olduğu gibi, İskender Bey’in Arnavutlar’ın kahramanı olup olmadığını  
tartışıyorlardı. Örneğin, bundan tâ 100 yıl önce Lap Martallozi adında bir yazar Bulgaristan’da, Sofya’nın “Drita”
 gazetesinde, insanların Arnavutluk’ta “mekteb”e gittiğini, Osmanlı  
padişahlarının kutsal ve İskender Bey’in asil bir haydut olduğunu, bir  
imamın “Arnavutlar’ın asil Araplar olduklarını ve 1300 yıl evvel halife Ömer zamanında Balkanlar’a geldiklerini söylediğini”
 yazıyordu. Yine Lap Martallozi, Yunan okullarında eski tarihin büyük  
adamlarının (Filip, Büyük İskender, Batlameu, Priua gibi) Yunan ve  
Hristiyan olduklarının öğretildiğini söylüyordu. (59)
Ancak
  İskender Bey sorunu Osmanlı İmparatorluğu’nda Arnavutça konuşulan  
nüfusun yaygın olduğu vilayetlerde yaşanıyordu. 1908 yılından 1912’ye  
kadar bu vilayetlerde yaşayan binlerce Arnavut, kavim üzerine kurulu  
“Arnavut olmak” ve İskender Bey’in bir efsane olduğu fikrini reddetti.  
Clayer’in dedigi gibi, “Batılı bilimadamları 19. yy’da  
Arnavutlar’ı keşfetti” ve Arnavutluk devleti kurulduktan sonra da Batılı
  bilim adamlarının getirdikleri İskender Bey sorunu kuşaktan kuşağa  
aktarıldı.” (60)
Enis Sulstarova da bir yazısında bunu ifade ederek, “İskender
  Bey efsanesinin yaratılması yüz yıl önce oldu. Arnavutluk’un bir 
devlet  olması için böyle bir efsaneye ihtiyaç vardı ve İskender Bey 
bunun için  idealdi. İskender Bey’in zamanı Arnavutlar’a Ortaçağ 
devletini  hatırlatıyordu. İskender Bey Osmanlı Devleti’ne karşı 
savaştı;  ‘Avrupa’nın koruyucusu’ gibi bir İskender Bey efsanesi 
Avrupa’nın  merkezlerinde Arnavut devletinin hakları için aranabilir 
hale geldi. Bir  şekilde devlet İskender Bey’in yeniden doğuş efsanesini
 Avrupalı  yeniden doğuş yazarlarından aldı” diyordu. (61)
İskender
  Bey hakkında daha açık ve daha açıklayıcı olan Fatos Lubonja, Nathalie
  Clayer’in yeni kitabından aktarma yaparak onun Shpuza ve Pogorice  
bölgesinde bir Arnavut – Slav savaşçıyken Avusturya – Macaristan güçleri
  tarafından Adriyatik Denizi kenarlarında yavaş yavaş Arnavut halkının 
 kahramanına dönüştürüldüğünü anlatır. (62)
Birçok
  araştırmacı tarafından (Fatos Lubonja, Nathalie Clayer, Hysamedin  
Feraj, Egin Ceka vs) söylendiği gibi İskender Bey efsanesi değişik  
gruplar tarafından değişik amaçlarla kullanılmıştır. Önce bir Hristiyan 
 savaşçısı, sonra Naim Frasheri tarafından bir Bektaşîlik sembolü,  
millîyetçiler tarafından Türk karşıtı duyguları oluşturmak için bir  
araç, komünistler tarafından değişik kabuklar giydirilerek Enverizm’in  
bir elemanı olarak kullanılmış ve sonunda, Güneydoğu Avrupa’da  
Komünizm’in düşüşüyle, Kosova ve Makedonya’da millîyetçilik hareketinin bir sembolü olarak kullanılmaya başlanmıştır. (63)
Son  
zamanlarda bu efsanenin Arnavut millîyetçiliği tarafından  
kullanılabilmesi için İskender Bey’in heykelleri Priştina’ya (Kosova),  
Üsküp’e (Makedonya), Diber’e (Arnavutluk) doğru yön değiştirirken,  
Katolik kilisesi, İskender Bey’i genellikle Katoliklik merkezli bir  
üçlemenin parçası olarak kullandı. İsmail Kadare, Rahibe Teresa ve  
İskender Bey birer ulusal sembol oldular. “Katoliklik Temelinde Kutsal Üçlü”yü oluşturan kişiler: İskender Bey, babası için değil, Papa için bir savaşçı; Rahibe Teresa, Arnavutlar için tek manevî kaynak ve İsmail Kadare; Katoliklik’e dönüş için kültürel ilhamın bir parçası.
 Kadare, kişisel nedenlerle İskender Bey mitine olan tepkiye karşı  
keskin bir karşı tepki gösterir, çünkü O, büyük üçlünün bir parçası  
olmak ister. Zaten Komünizm zamanından beri Gjirokasterli “Üç Büyük”, Enver Hoxha, Eqerem Çabej, İsmail Kadare, “Devlet inancı ve gücü sadece Gjirokaster’dan gelir”
 düşüncesini yürütmeye çalışıyorlardı. Enver siyasî gücün, Çabej  
bilimsel gücün ve Kadare de yaratıcı gücün sembolü olarak kullanıldı. (64)
Xhavit
  Shala (Cavit Şala)’nın dediği gibi Atatürk ideolojisinin Kürtler’e ya 
 da Türkiye’deki diğer gruplara kabul ettirilmesi örneğinde olduğu gibi 
 İskender Bey efsanesini onu kabul etmek istemeyen toplum bölümlerine  
kabul ettirmeye çalışmak burada da başka ülkelerde olduğu gibi kimlik  
krizine yol açabilir. Xhavit Shala (Cavit Şala), Batılı  Haçlı 
güçlerin İskender Bey efsanesini Müslüman Arnavutluk halkına zorla  
kabul ettirmeye çalışıp Arnavutlar’ı Hristiyanlaştırma çabalarını,  
Türkiye’de kemalistlerin Atatürk ideolojisini Müslüman Kürdistan halkına
  zorla kabul ettirmesine benzetir. (65)
İşkodra
  şehrinin Müslüman nüfûsunun 2006’da Rahibe Teresa heykelinin  
şehirlerine yerleştirilmesini istememesi ya da Üsküp’te İskender Bey’in 
 heykeline Makedon nüfûstan gelen tepki veya Belediye Başkanı 
Bollano’nun  İskender Bey’in Yunan olduğunu söylemesi gösterir ki, Balkanlar’da hâlâ 20. yy’a ait etnik – dînî çatışma devam etmekte.
 Burada Miloseviç’in Çar Lazar efsanesini ve ayrıca Kosova Savaşı’nı  
kullanması Sırp millîyetçiliğini canlandırıp Arnavutlar’a baskıya ve  
Yugoslavya’da savaşa neden oldu. (66)
1997,
  Arnavutluk’taki Müslümanlar için gerçek anlamda bir “dönüm noktası”  
oldu. Müslümanlar âdeta, geçmişteki acılarına yeniden döndürüldüler. 
Yunanlar
  ve CIA, 1997’de Sali Berisha’nın demokratik rejim yapısına karşı  
yapılan darbeyi desteklediklerinde, demokrasinin ana destekçileri olan  
Arnavut Müslümanlar için yeni bir zûlüm dalgası başlatılmış oldu. Eski  
komünist ve zimmî geçmişiyle, fundamentalist Arnavut ve Ulahlar’ın  
baskın olduğu Arnavutluk Sosyalist Partisi (Partia Socialiste e Shqipërisë),
  1997 yılında iktidara geldi. Onların İslam’a karşı olan nefretleri tüm
  politik hareketleri ile ortaya konuluyordu ve bazı Batılı analistler  
Sosyalist Parti’yi ve onun rejimini “biraz Ortodoks eğilimli” olarak  
değerlendiriyorlardı. Onların yönetiminin ilk dönemi boyunca  
sosyalistler Arnavutluk’ta İslam’a karşı ikinci bir Haçlı Savaşı’nı  
yürüttüler ve ülkede birçoğu Araplar tarafından işletilen İslamî  
organizasyonları kapattılar. Dînî pratiğe sahip Müslümanlar ve imamlar, 
 zûlüm ve kötü muameleye tabi tutularak bezdirildiler. Bunların  
yapılmasında devletin gizli servisi kullanıldı ve “küresel teröre karşı 
 savaş” mazaretiyle sosyalist rejim, İslam’a genel bir düşmanlık  
yöneltti. Hükûmetin desteklediği gazeteler, kutsal değerlere sövgü ve  
İslam karşıtlığı dalgası başlattılar. Onların zûlüm dalgaları süresince 
 sosyalistler Batı’nın rıza ve desteğine sahiptiler. 
Sosyalistler,  Müslüman Arnavutluk’un iyi bir İslam karşıtlığı 
koruyucusu olarak  görüldüğünden onların politik manipülasyonları ve 
ahlaksızlıkları Batı  tarafından desteklendi. Yönetim süresince 
sosyalist hükûmetin  bakanlarının baskın sayısı sonucu yönetim Ortodoks 
Hristiyan idi. (67)
Sosyalist yönetim dönemi boyunca Arnavutluk Cumhuriyeti’ndeki Sünnî Müslümanlar’ın resmî temsilcisi “Arnavutluk Müslüman Toplumu” (Komuniteti Musliman i Shqipërisë)
 idi. Bu organizasyon 1923’ten sonra, İslam ile devlet arasındaki  
ilişkileri düzenlemek için oluşturulmuş ve 1991’de 1967’ye kadar yaptığı
  işi yapması için yeniden açılmıştı. Arnavutluk Müslüman Toplumu 2003  
yılına kadar Hafız Sabri Koçi tarafından yönetildi. O, 2004 yılında  
vefat eden, eski ve deneyimli bir imam, Müslüman bir aktivistti. O’nun  
vefatından sonra Selim Muca Arnavutluk Müslüman Toplumu’nun başkanı  
yapıldı. Selim Muca sosyalist başbakan ile olan ilişkisi ile  
tanınıyordu. Golloborda kökenli Slav Müslüman’lardandı ve komünist  
dönemde Çekoslovakya’da mühendis olarak eğitim almıştı. Selim Muca’nın  
döneminde Arnavutluk Müslümanları ve onların toplumu skandal ve rezalet 
 dalgaları ile görüldüler. Birçok Müslüman aydın Muca’yı rejimin adamı  
olmakla, entelektüel ve İslamî anlamda Arnavutluk Müslümanları’nı  
savunmayan ve rehberlik edemeyen biri olmakla suçladı ve görevden  
alınması çağrısı yaptı. Bununla birlikte Arnavutluk Müslüman  
Toplumu, ülkedeki mescîdler / camiler üzerinde devlet tarafından  
tanınmış gevşek bir kontrole sahip, Arnavutluk Sünnîleri’nin devletteki 
 temsilcisi olan ana organizasyondur. O, ülkedeki Sünnî dînî altyapının 
 geçimini sağlayan merkezdir. Yine de Arnavutluk Müslüman Toplumu son  
derece fâkir olduğundan onun dînî ve kültürel faaliyetleri sıklıkla dış 
 yardımlara muhtaçtır. Onun yoksulluğu komünist dönemde rejimin  
malvarlığına el koyduğu gönlerden miras kalmıştır ve bu malların birçoğu
  1991’den sonra dahi iade edilmemiştir. Bu gün Arnavutluk  
Müslüman Toplumu çok zor şartlarda çalışan 7 medreseye ve ülkenin  
tümünde 500 civarı mescîde / camiye sahiptir. Arnavutluk 
Müslüman  Toplumu’nun çalışanları ücretlerinden sıklıkla rahatsızdır ve 
onun  medreseleri modern bir okulun sahip olduğu temel ihtiyaçlardan 
bile  yoksundur. Medreselerin bazısı ise Türkiyeli ve Ortadoğulu Arap  
organizasyonların yardımları ile çalışmaktadır. (68)
Altı
  asırlık İslam tarihinden sonra Arnavut Müslümanları üzerindeki baskı 
ve  Hristiyanlaştırma politikası 11 Eylül saldırılarından sonra zirveye 
 ulaştı. Arnavutluk, kendi Müslümanları’na karşı girişilen açık bir “Haçlı Savaşı”nın parçası oldu.
 13 Ocak 2003 tarihinde Arnavutluk Müslüman Toplumu Genel Sekreteri’nin 
 ofisinde suikasta uğraması bunun en önemli örneklerindendir. Genel  
Sekreter’in esrarengiz bir cinayete kurban gitmesi devlet imkânlarını ve
  gizli servisleri Müslümanlar’a karşı bir tutuma yöneltti. Arnavutluk  
Müslüman Toplumu’nun ofisleri birçok kez polis tarafından basıldı.  
Toplum çalışanları, sıradan insanlar ve imamlar hiçbir mahkeme kararı  
olmaksızın camilerden toplanarak gözaltına alındılar. Parmak izleri ile 
 fotoğrafları şüpheli olarak kayıt altına alındı. Ancak bu güne kadar bu
  suçu işleyenlere dair hiçbir delil bulunmamıştır. (69)
Arnavutluk’un
  Nobel ödüllü yazarı, “Ulusun Babası” lakaplı İsmail Kadare, Arnavut  
halkının yüzünü çevirmesi gereken yönü 1999’da şöyle açıklıyordu: “Beni
  ilgilendiren tek şey Arnavutluk’un intibakı, Batı’ya bağıdır.  
Arnavutluk Doğu’dan bıktı. Doğu, Arnavutlar için Polonyalılar, Çekler ve
  Macarlar için olduğundan daha kötüdür, zira Arnavutlar için Doğu,  
Sovyet, Çin, Osmanlı demektir. Başka bir deyişle, Doğu bir felâkettir,  
bir âfettir. Arnavut kültürü, Arnavut iştiyakı Doğu’yla bağları kesmeye 
 çabalar.” Komünizm sonrası  
Arnavutluk yüzünü gerçekten de Batı’ya çevirmiştir. Bu, Batı’nın dînî  
algısının da kabul edilmesi sürecini beraberinde getirmiştir. Bugün  
Arnavut halkının, Osmanlı’nın zorla dayattığı söylenen İslam’dan “kendi 
 öz dînleri” (!) olduğu iddiâ edilen Hristiyanlık’a geçmelerini sağlamak
  için Batı dünyası yoğun bir faaliyet içindedir. Meselâ,  
Arnavutluk’un bir evvelki cumhurbaşkanı Alfred Moisiu, 2005 yılında  
yaptığı bir açıklamada, Arnavutlar’ın çoğunluğunun Müslüman olduğunun  
doğru olmadığını, Arnavutlar’ın aslen Hristiyan olduğunu ve eğer bir  
Müslüman Arnavut’u kazısanız altından 1500 yıllık bir Hristiyan’ın  
çıkacağını ifade etmiştir. Benzer şekilde Rexhep Meydani (Recep Meydani)
  de Müslüman Arnavutlar’ın Arnavutluk’taki oranının sanıldığı gibi % 70
  değil, ancak % 36 kadar olduğunu ileri sürmüştür. Müslüman Arnavut  
kimliğine yönelik saldırılar böylesine yoğun ve sürekli olmasına rağmen 
 Müslümanlar’ın bu saldırılara cevap verecek gücü de yoktur. (70)
Dînî 
 aktivitelerinden başka, kilise, birçok merkezi, Arnavut  
entellektüelleri kilisenin ideolojisinde çalıştırmak üzere açmıştır.  
Vatikan ve İtalya, Arnavutlar’ın geleceğinin Katoliklik’e dönmek ile  
Avrupa’da kalacağını iddia eden Katolik fundamentalistler tarafından  
yönetilen “Demochristian Party of Albania” (Arnavutluk Demohristiyan Parti)’nın arkasında durmaktadır. Vatikan, İtalya ve Avusturya’nın güçlü finansal desteğiyle “Demochristian Party of Albania”
  şubelerini Arnavutluk’un her köşesinde açmış ve Demokrat Parti’nin  
içişlerinde bile nüfûz sahibi olmuştur. Vatikan’ın bu etkisi Kuzey  
Arnavutluk’ta çok fazla hissedildiğindendir ki devlet veya diğer  
sektörlerde Demokrat Parti lehine çalışan Müslümanlar Katolikler  
tarafından sıklıkla ayrımcılığa maruz bırakıldılar. Vatikan’ın var olan 
 etkisi Arnavutluk medyasında da hissedildi. Böylece, Tiran’ın güçlü iki
  yerel gazetesi, “Koha Jone” ve “Albania”, Demohristiyanlar (= Demokratik Hristiyanlar) tarafından işletilmeye başlandı. Bunlar aynı zamanda “Gazete 55” ile “Shqiperia Etnike” gibi gazetelerde ve “Phoenix”
 gibi dergilerde de etki sahibidirler. Katolikler’in Müslüman  
Arnavutluk’u Katolik bir yere çevirme arzusu ülkenin kuzeyinde haçlar  
dikmeleri ve İşkodra şehrindeki Rozafa Kalesi’nde bulunan Fatih Camiî’ni
  kiliseye çevirme projesine para bağışlayarak destek olan, Tiran’daki  
ABD elçisi Marcy Ries’i arkalarına alarak hareket etmeleri ile 2005 yılı
  boyunca görüldü. (71)
Tüm
  bunlara rağmen, 1997’den sonra Ortodoks kilisesi Arnavutluk 
siyasetinde  en önemli oyuncu olmuştur. Birçok Arnavut’un genel 
kanaatine göre  Ortodoks kilisesi ve onun Yunan Piskoposu Anastatis 
Yanolatos 1997’den  2005’e kadar Arnavutluk’un gerçek devlet 
yöneticisidir. Arnavutluk’taki  Ortodoks kilisesi Yunanistan ve 
Sırbistan ile birlikte ABD’den birçok  Protestan örgütün de açık 
desteğine sahiptir. 1997 hükûmet darbesinden  sonra Yunanistan ve 
Ortodoks kilisesi, devlet aygıtının neredeyse  tamamına yerleştirdiği 
insanları ile Arnavutluk’u yönetti. Başbakan  Fatos Nano’dan 
Cumhurbaşkanı Alfred Moisiu’ya kadar, savunma, içişleri,  ekonomi, 
devlet, kültür ve sağlık bakanlarına kadar, Dışişleri Eski  Bakanı 
Paskal Milo dahil olmak üzere, bunun gibi Arnavut siyasetinde  2005 
yılına kadar yer alan birçok bakan, politikacı ve hükûmet görevlisi  
tamamen Ortodokslar idi veya en azından İslam karşıtı olduklarını ilân  
etmişlerdi. Katolikler gibi Ortodoks kilisesi de, kilise  
hastaneleri, halk okulları, şirketler, enstitüler, radyolar ve gazeteler
  gibi birçok kuruluşu Arnavutluk’ta faaliyete geçirdi. Ortodoks  
kilisesi, dînî dönüşümün Arnavutlar’ın ulusal asimilasyonunu da  
sağlayacağına inanmaktadır. Onlar, Yunanistan’daki sayıları 700 bini  
aşan Arnavut göçmen üzerinde büyük bir nüfûza sahiptirler. Birçoğu  
Arnavut olmayan ve fakat Ulah kökenli Ortodoks Arnavutlar arasında 12  
yıldan bu yana süren Yunan propagandası onları yeniden organize etmeyi, 
 ekonomik durumlarını güçlendirmeyi ve onların etnik geçmişlerini  
hatırlamalarını sağlamayı denedi. Bugün Ulahlar,  Arnavutluk’un 
kuruluşlarını çok güçlü bir şekilde kontrol etmektedirler.  Tiran’ın 
belediye başkanından bilim akademisinin yöneticisine,  Arnavutluk’un en 
büyük günlük gazete basımcısından Tiran  Üniversitesi’nin ekonomi, 
tarih, psikoloji ve edebiyat fakülteleri  dekanlarına, Soros 
yöneticisinden Tiran NY Üniversitesi rektörüne ve  savunma bakanına 
kadar birçok kişi ve fazlası köken olarak Ulahlar’dan  veya yakın 
arkadaşlarındandır ve bunlar Piskopos Yanulatos ve Yunanistan  
taraftarıdırlar. Bir İngiliz tarihçi olan James Petifer,  
Arnavutluk’taki 2003 yerel seçimleriyle ilgili makalesinde  
Arnavutluk’taki Yunanlar’ın ve Ulahlar’ın Sosyalist Parti’deki  
etkilerini deklare etmiş ve Sosyalist Parti’yi nazikçe “Ortodoks” olarak
  etiketlemiştir. Arnavutluk Yunan ve Ulahları Sosyalist Parti’den ayrı 
 olarak “Omonia” olarak bilinen “Defense of Human Rights Party”de de temsil edildiler. (72)
Ortak
  gidiş açısından neredeyse Arnavutluk’taki tüm yabancı mezhepler,  
Arnavutlar’ın İslamî kimliğine saldırıda ve Müslümanlar’ı kendi  
düzenlerine çevirmede birlikte hareket ettiler, aynı gaye uğruna  
çalıştılar. Şimdi bile Arnavutluk Müslüman Toplumu sadece 3 arabaya sahipken ve Arnavutluk Müslüman Forumu hiçbir şeye sahip değilken Arnavutluk’taki kiliseler birçok şeye ve hatta helikopterlere dahi sahip haldedir. Onlar devlet içinde devlet gibidirler.
 Ekonomik üstünlükleriyle onlar, Müslümanlar’ı hedefleyen yayımlar, TV  
programları ve güçlü etkileri olan konferanslar organize ediyorlar.  
Birçok Protestan Hristiyan kilisesi ve organizasyonu okullar,  
kuruluşlar, enstitüler, yetimhaneler ve klinikler çalıştırıyor. Arnavutluk
  yasalarının Müslümanlar’a geldiğinde “Laiklik ilkesini hatırlayıp” 
dînî  radyoları yasaklamasına rağmen onlar 4 radyoyu yönetiyorlar.  
Arnavutlar’ın ortak inancına göre birçok kilisenin yönetimi ülkeye karşı
  casusluk faaliyetleri için istilâ edilmiş haldedir. Bu şüphe, yerel  
gazeteler birçok misyonerin yabancı casusların faaliyetlerinde  
kullanıldıklarını açıkça itiraf ettiklerinde pekçok kez doğrulanmıştır. (73)
Arnavutluk’taki
  Hristiyan misyoner teşkilâtlarının sayısı o kadar çoktur ki, onların  
hepsini saymak neredeyse imkânsızdır. Yine de aşağıdaki liste  
Arnavutluk’un bugün yüz yüze olduğu Haçlı Savaşı’nın derecesini biraz  
olsun aydınlatabilir.
İşte Arnavutluk’taki Hristiyan misyoner teşkilâtlarının sadece küçük bir kısmının listesi:
SJAA
  (St. John Ambulance Association); SSJE (Society of St. John  
Evangelist); SPSM (Society for the Sacred Mission); SCM (Student  
Christian Movement); UCCD (United Christian Council for Democracy); VAT 
 (Voluntary Aid Detachment); YMFS (Young Men’s Friendly Society); PSCE  
(People’s Society for Christian Endeavor); COS (Charity Organization  
Society); FANY (First Aid Nursing Yeomanry); BSC - Bethany Christian  
Services (“Shërbimet Kristiane Bethany”); CF - Cross Foundation  
(“Fondacioni i Kryqit”); FPEC - Foundation Program for Evangelization of
  Children (“Fondacioni Program për Ungjillizimin e Fëmijëve”); Power of
  Light (“Fuqia e Dritës”); International Professional Development  
(“Zhvillimi Ndërkombëtar Profesional”); Humanitarian Foundation for  
Protection of Women and Children (“Fondacioni Humanitar i Mbrojtjes së  
Gruas dhe Fëmijës”); Adam’s Humanitarian Foundation (“Fondacioni  
Humanitar Adams”); “Word of Life” Foundation (“Fondacioni ‘Fjala e  
Jetës’”); God Loves Albania (“Zoti e do Shqipërinë”); Way of Peace  
(“Rruga e Paqes”); Austria for Albania Foundation (“Fondacioni Austria  
për Shqipërinë”); Church of Christ Tirana (“Kisha e Krishtit Tiranë”);  
Siloah Fellowship International; Albanian Encouragement Project  
(“Projekti për Inkurajimin e Shqipërisë”); Norsk Nordhjelp;  
International Christian Foundation (“Fondacioni Kristian Ndërkombëtar”);
  Nostra Signora del Buon Consiglio; Orthodox Clinic of Evangelization  
(“Klinika Ortodokse e Ungjillizimit”); Bethany Fellowship Albania;  
Christian Center Victory (“Qendra Kristiane Fitorja”); Mission Emanuel  
for Albania Foundation (“Fondacioni Misioni Emanuel për Shqipërinë”);  
Contribute for Education Mission (“Misioni Kontribut për Edukimin”);  
Orthodox Union “Friends of St. Cosmo” (Lidhja Ortodokse ‘Miqtë e Sh.  
Kozmait’”); Christian Aid Service (“Shërbesa e Ndihmesës Kristiane”);  
Jehova’s Witnesses (“Dëshmitarët e Jehovait”); Christian and Evangelist 
 Union (“Enti i Bashkimit Kristian dhe Evangjelist”); Adventistic Church
  (“Kisha Adventiste”); Christian Evangelistic Church (“Kisha Kristiane 
 Evangjeliste”); Charity Mission “Mother Theresa” (Misioni Bamirës ‘Nëna
  Tereza’”); Selessian Association (“Shoqata Seleziane”); World Baptist 
 Foundation (“Fondacioni Botëror Baptist”); Jürgen Walman Foundation  
(“Fondacioni ‘Jürgen Walman’”); Contro Informazione Terzo Mondo;  
Humanitarian Foundation for Albanian Christian Culture (“Fondacioni  
Humanitar për Kulturën Kristiane Shqiptare”); Colping Family (“Familja  
Kolping”); European Baptist Federation (“Federata Baptiste Evropiane”); 
 Youth for a Mission (“Të Rinjtë për një mision”); “Don Bosco” Social  
Center (“Qendra Sociale ‘Don Bosco’”); Charity Missionaries – Sister M. 
 Ancilla (“Misionaret e Bamirësisë – Motra M. Ancilla”); “Jesus’ Pupils”
  Society (“Bashkësia ‘Nxënësit e Jezusit’”); Adventistic Church of the 
 Seventh Day (“Kisha Adventiste e Ditës së Shtatë”); Mother Theresa  
Mission (“Misioni Nëna Tereza); Nehemiyah (“Nehemia”); Free Finish  
Mission (“Misioni i Lirë Finlandez); Liahona; International Protestant  
Assembly (“Asambleja Protestante Ndërkombëtare”); Adra Albania – Agency 
 for Adventistic and Spiritual Development – Albania (“Agjencia për  
Zhvillimin Adventist dhe Shpirtëror në Shqipëri”); Oklahoma – World  
Institute of English for Albania (“Oklahoma – Instituti Botëror i  
Anglishtes për Shqipërinë”); Hope for Albania (“Shpresë për  
Shqipërinë”); Gjerasim Qiriazi Foundation (“Fondacioni Gjerasim  
Qiriazi”); Estafier. (74)
Katolik ve Ortodoks  
misyonerlerin etki ve rolleri, politik sahnede olduğu gibi ekonomi,  
medya ve toplumsal işlerde de tüm ülkeye yayılmaktadır. Müslüman  
Arnavutluk’un Roma ve Bizans arasındaki coğrafik konumu onu “Doğu Ortodoksluğu ile Batı Katolikliği arasındaki tarihsel çatışma alanı”nın
  içine döndürmüştür. 11.yy’da Papa II. Urban’dan başlayıp Osmanlı  
günlerinde devam eden tarihî Haçlı Savaşları, Arnavutluk’u Doğu’nun  
sosyal ve askerî yapılanması ile Batı’nın egemenliği ve  
Hristiyanlaştırma arasında büyük bir kültürel kampa ayırdı.  
Hristiyanlık, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1913’teki geri çekilmesinden bu 
 yana O’nun Balkanlar’daki gücünü ve egemenliğini baskıladı. Bununla  
birlikte, Hristiyan emperyalizm Arnavutluk’taki saldırgan yüzünü 1990  
sonrası açıkça gösterdi. 1991’den sonra Arnavutluk çok büyük sayıda  
Hristiyan organizasyonun istilâsına uğradı ki, bunlar Arnavutlar’ın  
umutsuz konumlarını anladıktan sonra, onların dîn değiştirmelerini ve  
Hristiyanlık’a dönmelerini denemeye devam ettiler. Çok  kuvvetli
 bir enstitülerden birine sahip Katolik kilisesi, Arnavutlar’ı  
İslam’dan Hristiyanlık’a çevirmeyi amaçlamaktadır. O Batı’nın, özellikle
  İtalya, Avusturya ve Vatikan’ın güçlü desteğiyle muhtemelen  
Arnavutluk’taki enstitülerin en güçlüsüdür. Arnavutlar’ın dîn  
değiştirmesine yönelik Katolik propaganda geçen yıllarda çok saldırgan  
olmuştur. Onların ülkedeki faaliyetleri sayısızdır. Ancak biz burada,  
onların Tiran’ın kalbinde büyük bir Katolik katedral kurduklarını,  
Katolik üniversite açtıklarını, birçok enstitü, gazete, radyo ve hatta  
politik parti bile kurduklarını belirtmeliyiz. Hatta,  
Arnavutluk Katolikleri nüfûsun ancak % 10’unu oluşturmaktayken onlar  
modern kiliseler, dînî okullar, çocuk bahçeleri, çocuk köyleri,  
hastaneler ve benzeri şeyleri tüm Arnavutluk’ta bina ve idare ettiler.  
Şimdi onların son adımı Durres’te bir Katolik üniversitenin açılışını  
yapmaktır ve 2004 yılında Katolik kilisesi Tiran’da “Zoja e Keshillit te
  Mire” isimli özel bir üniversiteyi, Don Bosco ve benzerleri gibi 
eğitim  enstitülerini faaliyete geçirmiştir. Tüm bunlardan ayrı olarak, 
kilise  birçok kez Arnavut genel siyasetini gölge aktör olarak 
yönetmiştir. (75)
Kısa adı KMS olan Arnavutluk Müslüman Toplumu (Komuniteti Musliman i Shqipërisë) yeniden kurulduğu 1991’den bu yana onun yetkisinin Arnavutluk’un gerçek “Müslüman Merkezi”
 olarak kabul edilmesi için mücadele etti. Bununla birlikte, Arnavutluk 
 devletinin 1991’den beri ve bundan başka 1997’den sonraki politikaları 
 bunu sıklıkla sabote etti. Arnavutluk’un yeni inanan nesli ve imamları 
 sıklıkla, onların kabul edilmiş kurumlarının ve ondaki demokratik  
kabullerin daha iyi yöneltilmesinde ısrarcıydılar. Onlar, KMS’yı  
ülkedeki medyada ve politikada İslam’ın ihtiyaçlarının gerçek savunucusu
  ve temsilcisi olarak görmek istiyorlardı. Ancak onların istekleri,  
geçmişte KMS dışındaki kimi unsurların Müslüman toplum adına tamamen  
kabul edilen demokratik bir “Müslüman Merkez” kurma  
arzularını sürekli sabote etmesi sebebiyle, çok kere boşuna idi.  
Gjinishi ailesinin KMS ile KMS’nin yeniden kurulduğu 1991’den 26 Mayıs  
2004’e kadar karıştırılması olayı buna bir örnektir. Bir diğeri Tiran  
müftüsünün 2005’teki istifasıydı ki O açıkça, ülke siyasetini KMS’nin  
işlerine karışmakla suçladığında KMS siyaset lehine zayıflamış ve  
entrikalar için bir tabyaya dönmüştü. Arnavut Müslümanlar, kendi  
kurumlarındaki ahlaksızlığı zaten ispatlanmış görevlileri temizlemeye  
çalıştıklarında ülkeyi yöneten ilgililer tüm yolları kullanarak  
görevlileri korudular veya en azından Müslümanlar’a gözdağı verdiler.  
Sosyalistler bunda çok başarılı oldular. Onların İslam’a karşı  
küstahlıkları öyle büyüktü ki, bu, Ortodoks Başbakan Fatos Nano’nun  
konuşmalarında bile görülebilir. O, 2004 yılında,  
Arnavutluk’taki Müslümanlar’ı “azınlık” olarak ilan etmişti. Nano’nun  
meslektaşı, Arnavutluk’un Ortodoks – Ulah kökenli Cumhurbaşkanı Alfred  
Moisiu bu saldırıyı 9 Kasım 2005’te Londra’da, Oxford Üniversitesi’nde  
yaptığı bir toplantıda tekrarladı ve O, Arnavutlar’ın Hristiyan  
olduklarını ilan etti. KMS ise, tüm bu provokasyonlar gözü önünde  
yapıldığı halde, İslam lehine doğrudan siyasî söylemde bulunamadı. (76)
Sosyalist
  yönetimin İslam’a karşı küstahlığının bir örneği de, Tiran’ın cesur  
müftüsü Bledar Myftari 27 Kasım 2004’te devletten Müslüman Toplumu’nun  
mallarını iade etmesini ve el koyma işlemini durdurmasını talep  
ettiğinde görüldü. Dînî malvarlıklarına el koyma işlemi ABD’deki “Bureau for Democracy and Human Rights”
 tarafından dahi fark edildiği halde Arnavutluk hükûmeti bu işe devam  
etti. Sosyalist hükûmetin KMS’nin taleplerine cevabı hızlı ve küstahça  
idi. Sonraki günlerde, 29 Aralık 2004’te, Devlet Enformasyon  
Servisi medyayı İslam’a ve KMS’ye saldırmak ve onları karalamak için  
kullanırken, sosyalist hükûmet KMS’nin ülkenin tümünde bulunan 10 kültür
  merkezini geçerli evrakları olmadığı gerekçesiyle kapattı. Buna rağmen
  tehditlerin ve gözdağlarının karşısında Arnavut Müslümanlar’ın 
istekleri  zayıflamadı. KMS birçok olaya iştirak etti ve bazen 
2004  Ağustosu’nun ikinci haftasında süren olayda, Arnavutluk 
Cumhurbaşkanı ve  Başbakanı’na, onların geçmişteki malvarlıklarına sahip
 olmalarını talep  eden bir açık mektup yazdıklarında, olduğu gibi 
ülkedeki diğer  kiliseler ile birlikte hareket etti. (77)
KMS’nin
  ekonomik durumunun çok kötü olması ülkedeki otoritesinin aşırı 
kaybının  nedenlerinden biridir. KMS’nin ülkedeki camilerinde hizmet 
veren  imamlar, ülkedeki en düşük ücret 120 ABD Doları’yken, sıklıkla 
aylık 40  ABD Doları ücret alıyorlar ve kimi zaman da hiçbir şey 
almıyorlardı.  KMS’nin 2004 yılı boyunca aylık bütçe açığı, sadece 
Tiran’daki yönetimin  masraf ve örtülü giderleri için 5000 ABD 
Doları’nın üzerindedir. Bunun  sonucu olarak KMS’nin en yüksek 
seviyedeki personeli aylık 220 ABD  Doları ücret alabiliyorken, 
Arnavutluk Ortodoks Kilisesi’nin en düşük  seviyedeki personelinin aylık
 maaşı 300 Euro’dur. Bu geliriyle KMS,  Balkanlar’ın en pahalı 
ülkelerinden biri olan Arnavutluk’ta dîn  görevlilerine en düşük ödemeyi
 yapan kuruluştur. Ülkedeki diğer dîn  görevlileriyle 
karşılaştırıldığında Arnavutluk Müslüman Toplumu’nun  personeli onların 
en fâkirdir. Eğer onlar gerçekten bir “Müslüman  Merkez” yaratmak 
istiyorlarsa KMS’nin yoksulluğu ve onun personelinin  ihtiyaçları ümmet 
ve Arnavutluk Müslümanları tarafından karşılanmalıdır.  Ancak 
Arnavutluk’un genel yoksulluğu Müslüman ümmetten izolasyonu ve  geri 
bırakılmışlığı böyle bir girişimi neredeyse imkânsız kılmaktadır. (78)
Ancak,
  İslam düşmanı rejimin Müslümanlar’a meydan okuyan tavrı karşısında  
2004’ten bu yana Arnavutluk’ta İslam’ın halk bazındaki imajını açık bir 
 sesle koruyan, gerçek anlamda sahîh ve Tewhîdî – İnqılâbî bir çizgide  
bulunan, İslam ve Qûr’ân’ın ayaklar altında çiğnenen izzet ve onurunu  
ihlasla korumaya çalışan şuurlu Müslümanlar’ın vücûda getirdiği yeni bir
  organizasyon ortaya çıktı: ARNAVUTLUK MÜSLÜMAN FORUMU (FORUMI MUSLIMAN I SHQIPËRISË)...
Kısa adı FMSH olan Arnavutluk Müslüman Forumu (Forumi Musliman i Shqipërisë),
  İslam karşıtlığına, ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına karşı ve İslam’a
  ve Müslümanlar’a daha fazla saygı gösterilmesi için mücadele eden bir 
 organizasyondur. Onun açık sözlü duruşu sebebiyle sosyalist  
rejim onun kuruluşundan bu yana Arnavutluk Müslüman Forumu’na saldırdı  
ve Arnavutluk Müslüman Forumu (FMSH)’nun cılız ve pısırık Arnavutluk  
Müslüman Toplumu (KMS)’na meydan okumak için kurulduğunu bile iddiâ  
etti. Yine de FMS, geçen zaman içinde gerçek amacının İslam  
karşıtlığı ile mücadele etmek ve İslam’ın ülkede mevcut olmayan  
vatandaşlık imajını sağlamak için var olan sivil bir organizasyon  
olduğunu gösterdi. Medyada ve diğer yerlerdeki basın açıklamalarıyla  
FMS, Müslümanlar’ın ülkede uğradığı ayrımcılığı seslendirmeyi denedi. FMSH’nin
  en büyük başarısı, Kasım 2005’te Cumhurbaşkanı Alfred Moisiu Londra’da
  yaptığı bir konuşmada, yukarıda da anlattığımız üzere, Arnavutluk  
Müslümanları’nın aslında Hristiyanlar olduğunu ve İslam’ın Arnavutlar’ın
  gerçek dîni olmadığını deklare ettiğinde elde edildi. FMSH’nin 
kınaması  Arnavutluk medyasında geniş bir destek buldu ve bundan sonra 
çok kez  İslam’ın ülkedeki politik ve alenî savunucusu olarak görüldü. (79)
Güçlü
  ve kitleselleşmiş bir hareket olmadığı halde FMSH’nin eylem, çıkış ve 
 açıklamalarının gerek medya organlarında gerekse halk bazında bu kadar 
 yankı bulmasının en önemli ve kesinlikle atlanmaması gereken  
sebeplerinden biri de, Arnavutluk Müslüman Forumu (FMSH)’nun İslamî  
söylem ve taleplerinin millîyetçilik, kavmiyetçilik, mezhepçilik,  
liberalizm, pragmatizm vb. her türlü kirlilikten uzak, sahîh ve  
katıksız, öz Qûr’ânî bir dil kullanmasıydı. İslam düşmanı rejimin,  
hükûmetin, devlet organlarının veya cahil bıraktırılmış tebaanın veyahut
  dış dünyanın rızâsını değil, Allâh ve Resûlü (saw)’nün rızâsını  
kazanmayı hedefleyen şuurlu ve bilinçli Müslümanlar’ın vücûda getirdiği 
 Forumi Musliman i Shqipërisë (Arnavutluk Müslüman  Forumu), 
Qûr’ân’ın mesajını net bir dille ve günün koşullarına veya  çıkarlara 
göre eğip bükmeden seslendiren bir oluşum olarak, bilhassa bu  yönüyle, 
hem dînlerinden bihaber Müslüman halk kesimlerinin, hem de bu  halkı 
Hristiyanlaştırmaya çalışan Haçlı güçlerinin ilgi odağı oldu.
Arnavutluk Müslüman Forumu (FMSH), 2005 yılında kuruldu. Bu, Amerikan histerisi ve Fatos Nano’nun sosyalist hükûmeti sebebiyle Arnavutluk’ta İslamofobi’nin zirve yaptığı bir dönemdi.
 Arnavutluk’taki ırkçılık, İslamofobi ve yabancı düşmanlığı ile mücadele
  edecek başkaca bir sivil toplum kuruluşu olmaması sebebiyle, bir grup Müslüman entellektüel Arnavutluk Müslüman Forumu (Forumi Musliman i Shqipërisë)’nu kurmaya karar verdiler.
 Arnavutluk Müslüman Forumu (FMSH), kuruluşundan bu yana ülkedeki  
politik ve dînî İslamofobi’yi duyurmak ve durdurmak için çalışıyor.  
Birçok uluslararası kişi ve kuruma, Arnavutluk’ta İslam’a ve  
Müslümanlar’a karşı yapılan eziyetleri dikkate almaları için başvurdu. (80)
Arnavutluk Müslüman Forumu (FMSH) bir gönüllü kuruluştur.
 Amacı, Arnavutluk Müslümanları’nın sivil toplum çalışmalarını  
güçlendirmek ve eziyetlere karşı ayağa kalkmalarını sağlamaktır.  
Arnavutluk dışındaki sivil toplum kuruluşları bugüne kadar FMS’ye yardım
  etmeyi asla teklif etmediler. Bazıları sivil toplum kuruluşlarının  
fonksiyonlarının ne olduğunu anlamadı ve bazıları da korktu. (81)
Arnavutluk
  ve Kosova’da, Amerikan karşıtı olanlar sansür ediliyor, ekonomik ve  
politik açıdan yıpratılıyorlar. Son 20 yıl boyunca Arnavutluk ve  
Kosova’da bazı Arnavutlar ve yabancılar Amerikalılar tarafından  
kaçırılmıştır. “Teröre karşı savaş” olarak anılan dönem boyunca  
Amerikalılar, Arnavutluk ve Kosova’da sivil toplum, medya ve politik  
hareketler üzerinde demir yumruk politikası uyguladılar.
 Bir ülkede Amerikan karşıtı hislerin olması ya da en azından bunların  
konuşulabilmesi için gereken ilk şey,  zengin, bağımsız ve uluslararası 
 politikalar hakkında iyi eğitilmiş bir sivil toplumun varlığıdır.  
Maalesef Arnavutluk ve Kosova’da bu tür bir sivil toplum yok. Bugün  
Arnavutluk ve Kosova’da çalışan STK’ların büyük çoğunluğu varlığını  
Amerikan ve Avrupa parası ile sürdürmektedir. Ve bu insanlar için  
kendilerini besleyen eli eleştirmek çok zordur. (82)
11 Eylül, Arnavutluk’ta 1997 yılında başladı. 1997’deki iç savaş ülkeyi bir girdaba çekti. Müslüman Arnavutlar için politik zûlmün başlangıcı bir dönem olan sosyalistleri iktidara getirdi. 1997’den
  2005 yılına kadar Amerikalılar, büyük çoğunluğu Arap ve Pakistanlı 
olan  birçok Müslüman’ı Arnavutluk’tan kovdu, zûlmetti ve öldürdü.  
Amerikalılar, 11 Eylül sonrası dünyanın her yerinde ne yaptılarsa  
bunları daha evvel Arnavutluk’ta denemişlerdi. Arnavutluk’taki 
 Müslümanlar’a yönelik zûlüm 11 Eylül sonrası da devam etti. Sosyalist  
hükûmetin Ortodoks Hristiyanlar tarafından güçlendirilen liderleri Fatos
  Nano ve Edi Rama, Amerika’nın teröre karşı savaşını onların  
Müslümanlar’a karşı tarihî kan davaları olarak algıladılar. 2001  
yılından sonra Arnavutluk’taki birçok Müslüman, imam, cami, yardım  
kuruluşu ve görevlisi Arnavutluk İstihbarat Servisi ve Amerikalılar  
tarafından takip ediliyordu. 2005 yılında, parlamento 
seçimlerinden  birkaç hafta önce, dönemin başbakanı Fatos Nano ve onun 
danışmanı İlir  Kulla, ülkedeki sosyalistlerin Müslümanlar’a ve İslam’a 
ne zûlüm  yapılması gerekiyorsa yapıldığını göstermek istercesine, 
Tiran’ın bütün  imamlarını tutuklayarak suçlu muamelesi yaptılar. 
İmamların parmak  izlerini aldılar ve fotoğraflarını çektiler. (83)
Evet... Arnavutluk elden gidiyor, gitti bile!
Arnavutluk,
  Avrupa’nın tek Müslüman ülkesi olan bu güzel coğrafya, Komünizm’in  
yıkılışından sonra, son 20 yıldır sistematik bir şekilde  
Hristiyanlaştırılıyor. 
Hristiyan
  misyoner teşkilâtlarının arkalarına Batı devletlerini de alarak  
Müslüman Arnavutluk’a karşı nasıl bir Haçlı Savaşı yürüttüklerini,  
Arnavutluk’un ünlü tarihçisi, ülkedeki Müslümanlar’ın en değerli  
araştırmacı – yazarlarından biri olan Olsi Jazexhi 
birçok değerli çalışmasında apaçık ortaya koymaktadır ki, biz Arnavutluk
  dosyamızı hazırlarken de en çok bu güzel insanın biribirinden değerli 
 çalışmalarını referans olarak aldık. 
1977
  Tiran doğumlu olan ve şu anda İtalya ve Kanada’da yaşayan sevgili Olsi
  Jazexhi, Arnavutluk’ta başlayan öğretim hayatını Yunanistan,  Malezya 
ve  İtalya’da devam ettirdi. Lisans ve yüksek lisans eğitimini 
Malezya’da  tamamladı. Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da “Kitle İletişimi” ve “Tarih” eğitimi aldı. Yüksek lisans tezini “Osmanlı’nın İşkodra’daki Kolu Bushatlı Ailesi” üzerine hazırladı. Halen İtalya’daki Avrupa Üniversitesi Floransa Enstitüsü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Doktora tezi çalışması “Modern Arnavut Kimliğinin İnşâ Süreci”
 üzerinedir. Olsi Jazexhi, anadili olan Arnavutça dışında çok iyi  
derecede İngilizce, İtalyanca ve Yunanca bilmektedir. Arapça’yı ise orta
  düzeyde bilmektedir. 2002 yılından itibaren birçok uluslararası  
sempozyuma katılan Jazexhi, Arnavut Müslümanları hakkında önemli  
teblîğler sundu. Teblîğlerinde özellikle dikkat çektiği konular  
şunlardı: Müslümanlara uygulanan siyasî baskılar, Bektaşîlik, İslamofobi, Arnavutluk’ta İslam’ın ve Müslümanlar’ın durumu vs. Olsi Jazexhi, 2004 yılından beri Tiran’da faaliyet gösteren, Jehona Study Center  (Jehona Etüt Merkezi) isimli yayınevinin de kurucusudur. Jehona Study Center imzasıyla yayımlanan kitaplardan bazıları şunlardır: “Osmanlı ve Modern Türkiye Tarihi”, “Filistin Tarihi ve İşkodra Müdafaası”.
Türkiye Dışişleri Bakanı sevgili Ahmet Davutoğlu, 2007 yılındaki bir görüşme esnasında ünlü Arnavut tarihçi Olsi Jazexhi’ye, “Arnavut millîyetçiliğinin Hristiyan temellerde yükseltilme çabasının farkında olduğunu”
 söylemiş ve bunu örnekleriyle açıklamıştı. Tespitinde haklı olsa da,  
bununla mücadele için fiilen ortaya konulan yolların kifayetsizliğini  
görmemesi şaşırtıcıydı. Zira Türkiye’nin bölgedeki çabalarının  
yetersizliğini ve kimi zaman anlamsızlığını 
vurgulayanlar, sadece bölgeyi takip eden Türkiyeliler’le sınırlı değil. 
 Bilge insan râhmetli Aliya İzzetbegovič’in yanında bir ömür geçirmiş  
olan Prof. Dr. Cemaludin Latič, Türkiye’den Millî Gazete’ye verdiği bir 
 ropörtajda, “Türkiye, sadece Mostar Köprüsü için 2 – 3  milyon 
Euro harcamak yerine, sürgüne gönderilmiş ve geri dönmüş Boşnak  
Müslümanlar’ın hayata tutunmaları için yalnızca yarım milyon Euro  
gönderseydi çok daha müsbet bir iş yapmış olurdu. Öyle zannediyorum ki, 
 Müslüman Boşnaklar’ın farklı şekilde yardıma ihtiyacı varken, dağa taşa
  para harcamak onlara daha kolay geliyor. Ancak unutmasınlar ki,  
Avrupa’nın orta yerinde Müslüman ve Osmanlı kültürünün yaşamasını  
istiyorlarsa önce insanı yaşatmaları gerekir. Müslümansız taşın hiçbir  
anlamı yok. Belgrad ve Niš’te olduğu gibi bir zaman sonra sahipsiz kalan
  herşey Sırp ve Hırvat vâhşetinden nasibini alacaktır” demişti. (84)
Geçtiğimiz
  Kurban Bayramı’nda Arnavutluk’a yaptığım 4 günlük gezi vesilesiyle  
orada yeni insanlarla, güzel kardeşlerimle tanıştım. Fakat  
Arnavutluk’tan asıl güzel kardeşlerimle, daha çok yeni insanlarla,  
sözkonusu geziyi bu platformda “Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri”
 adıyla bölüm bölüm kaleme almaya başladıktan sonra tanışmaya başladım; 
 bu gezi dosyamız vesilesiyle. Şu anda 12. bölümünü okumakta olduğunuz 
bu  gezi izlenimlerimiz Arnavutluk, Makedonya, Kosova, Bosna – Hersek ve
  Batı Trakya (Yunanistan)’da yakından takip ediliyor. 
Kanada’da
  yaşayan Arnavut tarihçi Olsi Jazexhi, bunlardan biri. Türkçe bilmediği
  halde sevgili Olsi Jazexhi, yazdıklarımızı Türkçe bilen Arnavut  
dostlarına “anlattırarak” geziyi takip ediyor. Arnavutlluk'u bilen, burada çalışmış birisinin bir dost sohbetinde şu ifadeleri  kullandığı söyleniyor: “Sediyani’nin dağıttığı kurban etlerini Arnavutlar şarapla birlikte bir güzel yemişlerdir.”
Bu açıkyürekli ve çok anlamlı söz, beni önce üzdü ama sonra düşündürdü. Söyleyen kişi haklıysa, sözüne kızılır mı?
Sevgili
  kardeşim Olsi Jazexhi’ya aktarılan bu veciz sözün  fade etmek istediği
 şey,  işte tam da râhmetli Aliya İzzetbegovič’in dâvâ arkadaşı Prof. 
Dr.  Cemaludin Latič’in anlatmaya çalıştığı şeydi: Müslüman  
Boşnaklar’ın, Müslüman Arnavutlar’ın ve hem Türkiye’deki hem dünyadaki  
Müslümanlar’ın farklı şekilde yardıma ihtiyacı varken, dağa taşa para  
harcamak Türkiyeli Müslüman kuruluşlara daha kolay geliyor. Ancak  
unutmasınlar ki İslamî kimliğin yaşamasını istiyorlarsa önce insanı  
yaşatmaları gerekir. Müslümansız taşın hiçbir anlamı yok...
Oysa 
 Arnavutluk’taki Müslümanlar’ın ve hatta tüm Balkan Müslümanları’nın  
temel ve acil ihtiyacı taş, köprü, kurban eti, yiyecek – içecek,  
giyecek, elbise vb. şeyler değil. Tadı “bal” ama kaderi  “kan” 
olan, nehirlerin hüzünlü hüzünlü aktığı, her akarsuyun akıntısında  
yüzlerce, binlerce acı hâtıranın bulunduğu Balkan coğrafyasında yaşayan 
 Müslümanlar, tamamen boynubükük, öksüz ve kimsesiz bırakıldı.  
Müslümanlar namaz kılmasını bilmiyorlar, ortaokula giden Müslüman  
çocuklar Peygamber (saw)’lerinin ismini dahi bilmiyorlar.
Burada
  yaşayan ama yüz yıla yakın zamandır unuttuğumuz, ortak bir geçmişimiz 
 olduğu halde tamamen koptuğumuz, kendi kaderlerine terkettiğimiz Balkan
  Müslümanları’nın İslamî bilincini yeniden kazanmaya, Tewhîd akidesiyle
  yeniden tanıştırılmaya ihtiyacı var. Binlerce misyoner teşkilâtın 
cirit  attığı ve bunların da emperyalist güçler tarafından desteklendiği
 bir  coğrafyada, Qûr’ân mesajının taşıyıcılığını yapmak, buradaki 
kardeşlerle  “dâvetçi” bir kimlikle buluşmak, sanırım bizim Müslüman 
kuruluşlara  ağır hatta tehlikeli geliyor. Çünkü bunlar, “mayınlı alanlar”... 
İnsana yatırım yapmak, “bedel” gerektiriyor çünkü.
 İnsana yatırım yapmaya niyetlenmişseniz, bunun bedeline de hazır  
olmalısınız. Ancak dağa, taşa, mideye, üst başa yatırım yapmak, bedeli  
olmayan, üstelik mevcût hükûmetinizin de arkanızda olmasıyla  
popülaritesi de oldukça yüksek bir iş.
Haçlı
  dünyası yüzlerce misyonerlik teşkilâtı ve binlerce misyoneriyle  
Balkanlar’da harıl harıl çalışırken, sadece son birkaç yıl içinde  
Arnavutluk’un Müslüman nüfûsunun % 3, 1’i Hristiyanlaştırılırken,  
Kosova’da bütün evler misyonerler tarafından tek tek taranıp ziyaret  
edilirken ve hatta, ülkedeki tüm evler ziyaret edildiği için şimdi ülke 
 ikinci kez yenibaştan taranırken, Bulgaristan’daki Müslüman Çingeneler 
 para ve maaş karşılığı Hristiyanlaştırılırken, biz olan biteni sadece  
seyretmekle yetiniyoruz. Yaptığımız, Qûr’ân-ı Kerîm’den daha fazla  
elimize alıp taşıdığımız bayraklarımızı, afişlerimizi, logolarımızı  
oraya buraya asarak, dünyanın farklı coğrafyalarında “Osmanlıcılık”  
oynamak...
Balkanlar’daki
  Müslümanlar’ı tamamen kendi kaderlerine terkedip, başlarındaki  
musibetten zor bela da olsa zaten kurtulmuş olan Mısır ve Tunus  
halklarına meydanlardan selam göndermek daha kolay çünkü.
Mısır,
  Tunus vs. coğrafyalardaki Müslümanlar’ın yaşadıkları sorunları  
atlatması, başlarındaki musibetlerden kurtulması için dışarıdaki  
Müslümanlar’a – dolayısıyla bize de – ihtiyaçları yoktur. Onlar kendi  
kendilerine yetiyorlar.
Onlara
  lazım olan şey sadece bilinç ve cesaret idi ve bunu kazandıkları vakit
  başlarındaki musibetlerden birkaç gün içinde kurtulabildiklerini hep  
birlikte gördük.
Bizler
  yıllar yılıdır, bizlere hiç ihtiyaçları olmayan coğrafyalardaki  
Müslümanlar’ın sorunlarıyla ilgileniyor, onların dertleri ve  
gündemleriyle yatıp kalkıyoruz. Buna mukabil, bizlere çok acil olarak  
ihtiyaçları olan, onlara verebileceğimiz en ufak bir selama ve  
dayanışmaya bile şiddetle ihtiyaçları olan Balkan Müslümanları’nı ise  
tamamen unuttuk, kendi kaderlerine terkettik.
Bizlere
  hiç ihtiyaçları olmayan coğrafyaların gündemleriyle ve sorunlarıyla  
yatıp kalkarken, bizlere şiddetle ihtiyaçları olan coğrafyaların  
sorunlarını gündemimize bile almadık.
Arnavutluk
  ve Makedonya gezisinden önce ben durumun vehâmetinin bu derece korkunç
  olduğunu bilmiyordum. Fakat oraları gördükten sonra anladım ki, bizim 
 aslında gece gündüz Balkan Müslümanları ile ilgilenmemiz gerekiyormuş.
Çünkü
  onlar Mısır, Tunus ve diğer coğrafyalardaki Müslümanlar gibi “kendi  
kendilerine yeter” durumda değildirler. Dışarıdaki Müslümanlar’ın  
uzatacağı ele şiddetle ihtiyaçları var. Çok acil hem de.
Bizler mâlesef Balkan Müslümanları’nı ise tamamen unuttuk, kendi kaderlerine terkettik.
Oysa 25
  Nisan 1993’te uçakla Tiran Havaalanı’na inen Papa II. Jean Paul,  
Arnavutluk’a ayak basar basmaz, eğilip toprağı öperken, sanki  
Arnavutluk’u yeniden kutsuyordu.
Hayatınızda
  ilk kez gittiğiniz veya çoook uzun yıllar sonra ilk kez gittiğiniz bir
  memlekette, oraya ayak basar basmaz eğilip toprağı öpmenizin ne anlama
  geldiğini, bu satırları okuyan herkesin anlayabileceği kanaatindeyim. 
 Çünkü bu davranış, kültürden kültüre veya topluluktan topluluğa ya da  
coğrafyadan coğrafyaya farklı anlamlar taşıyan bir davranış değildir. 
Eğilip toprağı öpmek, dünyadaki her kültürde, her toplulukta ve her coğrafyada aynı anlama gelen bir davranıştır. 
Bugün itibariyle kilisenin duruşu “Avrupa’nın (hem de kaybedilen halklarla birlikte) yeniden Hristiyanlaştırılması” hedefine ayarlanmış haldedir. Şimdiki
  Papa XVI. Benedict bu niyetini hiçbir zaman yadsımamış, bilâkis,  
mütemadiyen Avrupa’nın laik güçleri ile mücadele etme gerekliliğinden  
bahsetmiştir. Balkanlar’ın Arnavutlar, Boşnaklar, Torbeşler, Pomaklar,  
Çingeneler gibi “kayıp halklarının” (?) Avrupa ve Amerika kurumlarına  
entegrasyonu sürecinde kültürel dönüşümlerini sağlamak da kilisenin  
temel hedefleri arasına yerleşmiştir. Her ne kadar, Avrupa ve  
Amerika resmî düzeyde laik kurumları Balkan halklarına dayatsa da,  
kilise sosyolojik dönüşümü sağlayacak argümanları kullanmaya devam  
etmekte, “kayıp halkları” yüzlerce yılda oluşan  kimliklerine - ki bu  
İslam’dır - yabancılaştırmak için çaba sarf etmektedir. Entegrasyon  
sürecinin (asıl anlamı kültürel ve akabinde dînî asimilasyondur) siyasî,
  askerî, ekonomik, kültürel ve dînî ayaklarının sabitlendiği Arnavut  
bölgesinde Müslümanlar da bir kısım zayıf, içeriksiz ve hedefsiz çalışmalar yürütmektedirler. Batı’nın
  yerleşik kurumları ve bunlar arasındaki güçlü bağların aksine  
Müslümanlar’ın faaliyetleri düzensiz, yetersiz ve kimi zaman ANLAMSIZ  
haldedir. Genel olarak dış yardımlarla yürüyen bu faaliyetler Müslüman  
kimliği ayakta tutacak, onu gururla taşıyacak, ümmet karşısında  
sorumluluk üstlenecek, ümmetin bir parçası olarak hareket etmelerini  
sağlayacak nitelikten yoksundur. (85)
Yukarıda da ifade ettiğim üzere, Kurban
  Bayramı’nda Arnavutluk’a yaptığım 4 günlük gezi vesilesiyle orada yeni
  insanlarla, güzel kardeşlerimle tanıştım. Fakat Arnavutluk’tan asıl  
güzel kardeşlerimle, daha çok yeni insanlarla, sözkonusu geziyi bu  
platformda “Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri” adıyla bölüm bölüm kaleme almaya başladıktan sonra tanışmaya başladım; bu gezi dosyamız vesilesiyle.
Bunlar
  arasından özellikle biri var ki, kalbimdeki yeri çok daha başka... O  
güzel insanla tanışmış olmayı, kaleme aldığım bu gezi dizisinin en büyük
  kazancı olarak görüyorum, kendi açımdan.
“Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri” adlı bu gezi dosyası vesilesiyle tanıştığım bu güzel insan, bir avukat; aynı zamanda tanınan ve bilinen bir yazar.
Gezinin
  sanırım 4. veya 5. bölümünden sonraydı, bana bir mektup yazdı.  
Mektubunu gece kaleme almıştı ve mail adresime de gece vaktinde düştü.
Okuduktan
  sonra ağlamıştım mektubu; hünhür hüngür hem de. Ve o mektubu o gece 
art  arda birkaç kez daha okudum. Sabaha kadar da gözüme uyku girmemişti
 o  mektup yüzünden.
Mektup,
  okumakta olduğunuz bu yazıda sayfalar dolusu anlatmaya çalıştığım 
şeyi,  birkaç satırla çok net bir biçimde anlatıyordu çünkü...
“Adı bende saklı” avukatın gönderdiği “Arnavutluk Mektubu”nda şu satırlar kaleme alınmıştı:
“Selamun Aleyküm,
Sediyani, ( ... ) adresinde benim Kürtçe ile ilgili bir yazımı okuyabilirsin. Aynı kaygıları dile getirdiğimiz görülecektir.
Öte
  yandan, sevgili kardeşim, Arnavutluk gerçeğinde; kurbanlar, iftarlar  
işin kolay tarafıdır. Hiçbir ciddî sorumluluk yüklemez ve risk içermez. 
 Hiçbir dönüşüme de ciddî katkı sağlamaz. Bu tür faaliyetler  
Müslümanlar’ın kendilerini bir ‘kimlik’ olarak inşâsı çabasında  
ehemmiyet arz etmez. Batı toplumunun içinde yaşayan birisi olarak senin,
  modern toplumların dönüşüm yollarını görmüş olman gerekir. Basit bir  
misal vermemi istesen, derim ki, orta halli bir Hristiyan / İtalyan  
kurumun Arnavutluk’ta kültürel faaliyetler için ayırdığı yıllık bütçe  
milyon Euro’larla hesap edilir haldedir. Tüm bu para Arnavut halkının  
Hristiyan bilincini yeniden inşâ için kullanılmaktadır. 
(
  ... ) veya ( ... ) yahut Avrupa’daki sair kuruluşlar, ki ben de  
bunlardan bazılarının organizasyonlarına iştirak ettim, Arnavutluk’ta  
toplumsal dönüşüme yarayacak ciddî faaliyetlerden yüz çevirmiş haldedir.
  ( ... ) yahut ( ... ) senesinde ( ... ) ile yaptığımız bir görüşmede, 
 Müslüman kimliğin inşâsının Müslüman kimliğin ifşâsı ile başlayacağını,
  bunun için okuldan iletişim / medya ağına, tüm Arnavut bölgesini saran
  çeşitli derneklerden siyasî partiye kadar temel kurumlara ihtiyaç  
duyulduğunu anlattığımızda, bize şöyle bir cevap verildi: ‘Bunlar  
mayınlı alan’... 
‘Bunlar mayınlı alan’ sözleri o günden beri zihnime kazınmış haldedir. Mayınsız olan alan ise belli; iftar, kurban vs.  
Sevgili kardeşim,
(...
  ) başlıklı bir yazı yazmış ve ( ... ) somut karşılığının ne olduğunu  
sorgulamıştım. Hatırlarlarsan, Gazze yerle bir edilirken tüm dünya  
başkentleri ayağa kalkmıştı. Tiran hariç! Mavi Marmara saldırıya  
uğradığında bir kalbe sahip olan tüm insanlar ayaklandı. Tiran’dakiler  
hariç! 
İsa
  der ki, ‘Çocukların ekmeğini köpeklerin önüne atma’. Kaynakları  
harcanması gereken yerlere harcamayıp sokaklara saçmak İsa’nın sözünü  
haklı çıkarmaktır. Müslümanlar’ın gönderecekleri ekmeğe, ete talip olan 
 ama Müslümanlar’a yapılan saldırılara ses çıkarmayanlar için 
Arnavutlar,  ‘Müslümanın ekmeğini yiyip gâvura dûâ eder’ derler. 
Bu,
  hakikaten çok uzun ve dahi yıllarını bu yolda harcayıp bölgedeki 
birçok  figürü tanıma imkânı bulan her insanı ağlatacak kadar acı bir 
mevzu. Bu  işlerin içinde çok yalan, çok gösteriş ve fakat az hayır 
olduğunu  bilenler ‘Keşke ben de sıradan bir mü’mîn olaydım’ diyorlar.
Râbbim
  hepimizi ıslah etsin. O, amellerimizin karşılığını eksiksiz verecek  
olandır. Râbbim hepimizi malayaniden uzak tutsun. O, vaktin ve  
kaynakların israfından hoşlanmayandır. 
Savaş Mushqeta’da değil, Sediyani.
Savaş Tiran’da, savaş Kavaja’da, Elbasan’da... 
Savaş İba’da değil.
Savaş İşkodra’da Sediyani, savaş Korça’da...
Savaş
  açlık - tokluk, zenginlik - yoksulluk üzerinden değil, kimlik bilinci 
 üzerinden yürütülüyor. Müslümanlar her gün aşağılanıyor. Müslümanlar’ın
  tarihine her gün küfrediliyor.
Buna
  karşı çıkacak bir yapı kurmak için yürüttüğümüz tüm çabalar, maalesef,
  kurban ve iftar pazarından pay kapma gayretindeki arkadaşların da  
müşterek çabalarıyla akamete uğradı.
Gelinen
  noktada, Kastritot Myftaraj’ın iki - üç hafta evvel yazdığı, “başköpek
  Muhammed ile birlikte tüm Araplar köpektir ve dilleri köpek 
ulumasıdır.  Bu Müslümanlar da Osmanlı’nın Avrupa sokaklarına 
bıraktıklarıdır’ sözüne  CEVAP VERECEK BİR DELİKANLI KALMAMIŞTIR.”
 

 [email protected] e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
  
DİPNOTLAR:
(1) : Av. Gürkan Biçen, Balkan Notları – Arnavutluk, Anadolu’da Vakit Gazetesi, 11 – 13 Kasım 2007 
(2) : Bkz. Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri – 4 
(3) : Bkz. Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri – 8  
(4) : Ayhan Demir, Balkanlar’da Misyonerlik Tehlikesi, Millî Gazete, 17 Mart 2009 
(5) : Mahmut Karaköseli, Kosova’nın Bağımsızlığı veya Etkisizleştirilen Arnavutlar, Stratejik Boyut, 19 Şubat 2009 
(6) : Ajni Sinani, Shoqatat Misionare në Ballkan (Balkanlar’da Misyoner Kurumlar), Alb Drejtësia, 21 Ekim 2008 
(7)
 : Yard. Doç. Dr. Ömer Turan, Avrasya Coğrafyasında Misyonerlik  
Faaliyetleri / Dinsel ve Mezhepsel Çatışmalar, TURKSAM.org.tr, Türkiye  
Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi, 4 Mart 2005 
(8) : Yard. Doç. Dr. Ömer Turan, agy 
(9) : Ayhan Demir, Balkanlar’da Misyonerlik Tehlikesi, Millî Gazete, 17 Mart 2009
(10) : Ayhan Demir, agy
(11)
 : Yard. Doç. Dr. Ömer Turan, Avrasya Coğrafyasında Misyonerlik  
Faaliyetleri / Dinsel ve Mezhepsel Çatışmalar, TURKSAM.org.tr, Türkiye  
Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi, 4 Mart 2005 
(12) : Yard. Doç. Dr. Ömer Turan, agy 
(13) : Ayhan Demir, Balkanlar’da Misyonerlik Tehlikesi, Millî Gazete, 17 Mart 2009
(14) : Ayhan Demir, agy
(15) : Ajni Sinani, Shoqatat Misionare në Ballkan (Balkanlar’da Misyoner Kurumlar), Alb Drejtësia, 21 Ekim 2008 
(16) : Ayhan Demir, Balkanlar’da Misyonerlik Tehlikesi, Millî Gazete, 17 Mart 2009
(17) : Ayhan Demir, agy
(18) : Mahmut Karaköseli, Kosova’nın Bağımsızlığı veya Etkisizleştirilen Arnavutlar, Stratejik Boyut, 19 Şubat 2009 
(19)
 : Yard. Doç. Dr. Ömer Turan, Avrasya Coğrafyasında Misyonerlik  
Faaliyetleri / Dinsel ve Mezhepsel Çatışmalar, TURKSAM.org.tr, Türkiye  
Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi, 4 Mart 2005 
(20) : Mehdi Gurra ile Ropörtaj, Çiğdem Aktı, Dünya Bülteni, 22 Mayıs 2010 
(21) : Olsi Jazexhi, Varlık ve Yokluk Arasında Arnavutlar ve İslam, Terc: Gürkan Biçen, Müslüman Arnavutluk, Haziran 2006 
(22) : Olsi Jazexhi, agy
(23) : Olsi Jazexhi, agy
(24) : Olsi Jazexhi, Arnavutluk’ta Hristiyanlaştırma Politikası, Terc: Bilal Koldaş, Müslüman Arnavutluk, 14 Mart 2010 
(25) : Ozan Akarsu, Balkanlar’da Ezanı Susturma Politikası – 1, Kozan Diyarı, 25 Ekim 2010 
(26) : Ayhan Demir, Arnavutluk’ta Neler Oluyor?, Millî Gazete, 23 Mart 2010 
(27) : Ayhan Demir, Balkanlar’da Misyonerlik Tehlikesi, Millî Gazete, 17 Mart 2009 
(28) : M. Necati Özfatura, Balkanlar’da Misyonerler Cirit Atıyor, Türkiye Gazetesi, 12 Mayıs 2009 
(29) : Ayhan Demir ile Ropörtaj, İbrahim Aygün, Dünya Bizim, 22 Şubat 2011 
(30) : Ajni Sinani, Shoqatat Misionare në Ballkan (Balkanlar’da Misyoner Kurumlar), Alb Drejtësia, 21 Ekim 2008 
(31)
 : Yard. Doç. Dr. Ömer Turan, Avrasya Coğrafyasında Misyonerlik  
Faaliyetleri / Dinsel ve Mezhepsel Çatışmalar, TURKSAM.org.tr, Türkiye  
Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi, 4 Mart 2005 
(32) : Ayhan Demir, Balkanlar’da Misyonerlik Tehlikesi, Millî Gazete, 17 Mart 2009 
(33) : Av. Gürkan Biçen, Balkan Notları – Arnavutluk, Anadolu’da Vakit Gazetesi, 11 – 13 Kasım 2007 
(34)
 : Yard. Doç. Dr. Ömer Turan, Avrasya Coğrafyasında Misyonerlik  
Faaliyetleri / Dinsel ve Mezhepsel Çatışmalar, TURKSAM.org.tr, Türkiye  
Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi, 4 Mart 2005 
(35) : Ajni Sinani, Shoqatat Misionare në Ballkan (Balkanlar’da Misyoner Kurumlar), Alb Drejtësia, 21 Ekim 2008 
(36) : M. Necati Özfatura, Arnavutluk’ta Misyoner Faaliyetleri, Türkiye Gazetesi, 19 Mayıs 2009 
(37) : Bkz. Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri – 2 
(38) : Ayhan Demir ile Ropörtaj, İbrahim Aygün, Dünya Bizim, 22 Şubat 2011 
(39) : Ayhan Demir, Arnavutluk’ta Neler Oluyor?, Millî Gazete, 23 Mart 2010 
(40) : Olsi Jazexhi, Varlık ve Yokluk Arasında Arnavutlar ve İslam, Terc: Gürkan Biçen, Müslüman Arnavutluk, Haziran 2006 
(41) : Olsi Jazexhi, agy
(42) : Olsi Jazexhi, agy
(43) : Olsi Jazexhi, agy
(44) : Olsi Jazexhi, agy
(45) : Olsi Jazexhi, Arnavutluk’ta Hristiyanlaştırma Politikası, Terc: Bilal Koldaş, Müslüman Arnavutluk, 14 Mart 2010 
(46) : Olsi Jazexhi, agy
(47) : Olsi Jazexhi, agy
(48) : Olsi Jazexhi, agy
(49) : Zeynep Özbek, Balkanlar: Rahibe Teresa – Arnavutluk’un Kutsanmış Misyoneri, Düşünce Gündem Dergisi, sayı 29 
(50) : Av. Gürkan Biçen, Balkan Notları – Arnavutluk, Anadolu’da Vakit Gazetesi, 11 – 13 Kasım 2007 
(51) : Olsi Jazexhi ile Ropörtaj, Ayhan Demir, Millî Gazete, 11 Aralık 2009 
(52) : agr 
(53) : agr 
(54) : Av. Gürkan Biçen, Balkan Notları – Arnavutluk, Anadolu’da Vakit Gazetesi, 11 – 13 Kasım 2007 
(55) : agy 
(56) : agy 
(57) : agy 
(58) : agy 
(59) : Lap Martallozi, Özgürlük ve Seçim, Drita Gazetesi, Ocak 1908 
(60) : Olsi Jazexhi, İskender Bey’in Kılıcı ve Hz. İbrahim, Müslüman Arnavutluk, 23 Mart 2010 
(61) : Enis Sulstarova, İskender Bey Efsanesi Sorgulanmalı mı?, Shqip Gazetesi, 8 Aralık 2008 
(62) : Fatos Lubonja, Özgür Olmak İçin Bilgili Ol, Korrieri Gazetesi, 30 Kasım 2008 
(63) : Olsi Jazexhi, İskender Bey’in Kılıcı ve Hz. İbrahim, Müslüman Arnavutluk, 23 Mart 2010 
(64) : Abdi Baleta, Forum Çameria, 23 Kasım 2008 
(65) : Olsi Jazexhi, İskender Bey’in Kılıcı ve Hz. İbrahim, Müslüman Arnavutluk, 23 Mart 2010 
(66) : Olsi Jazexhi, agy 
(67) : Olsi Jazexhi, Varlık ve Yokluk Arasında Arnavutlar ve İslam, Terc: Gürkan Biçen, Müslüman Arnavutluk, Haziran 2006 
(68) : Olsi Jazexhi, agy
(69) : Ayhan Demir, Arnavutluk’ta Neler Oluyor?, Millî Gazete, 23 Mart 2010 
(70) : Av. Gürkan Biçen ile Ropörtaj, Gerçek Hayat Dergisi, 25 Eylül 2009 
(71) : Olsi Jazexhi, Varlık ve Yokluk Arasında Arnavutlar ve İslam, Terc: Gürkan Biçen, Müslüman Arnavutluk, Haziran 2006 
(72) : Olsi Jazexhi, agy
(73) : Olsi Jazexhi, agy
(74) : Olsi Jazexhi, Komünizm Sonrası Arnavutluk’ta İslamofobi’nin Politik Suiistimali, Terc: Gürkan Biçen, Müslüman Arnavutluk 
(75) : Olsi Jazexhi, agy
(76) : Olsi Jazexhi, agy
(77) : Olsi Jazexhi, agy
(78) : Ayhan Demir, Arnavutluk’ta Neler Oluyor?, Millî Gazete, 23 Mart 2010 
(79) : Olsi Jazexhi, Varlık ve Yokluk Arasında Arnavutlar ve İslam, Terc: Gürkan Biçen, Müslüman Arnavutluk, Haziran 2006
(80) : Olsi Jazexhi ile Ropörtaj, Ayhan Demir, Millî Gazete, 11 Aralık 2009 
(81) : agr 
(82) : agr 
(83) : agr 
(84) : Av. Gürkan Biçen, Hariciye’nin Göremediği, Millî Gazete, 2 Eylül 2010 
(85) : Av. Gürkan Biçen, Yüz Bin Kişi Nerede?, Müslüman Arnavutluk, 25 Temmuz 2010
lmpx.com only provides a reader for public news (NNTP) servers. It is not affiliated with the servers or forums shown here and is not responsible for the content of articles, which is written by their respective authors.